Adaklar, verilen sözler… Maalesef ahir zamanda hafife aldığımız, yerine getirmekte gevşek davranabildiğimiz konulardan ikisi. Bu konuda beni en çok düşündüren ayet Saff Suresi 2,3. ayetlerdir;
Ey iman edenler! Yapmayacağınız şeyleri niçin söylüyorsunuz? Yapmayacağınız şeyleri söylemeniz, Allah katında büyük bir buğza neden olur ( nefretle karşılanır, büyük gazap gerektiren bir iştir.)
Ayette “buğzetme (nefret)” olarak tercüme edilen “megten” ifadesi; kötülük işlediğini gördüğün kişiye karşı duyduğun şiddetli nefret anlamındadır.[1]
Özelde cihad ile ilgili nazil olduğu belirtilen bu ayetler için genel manada tefsirlerde öne çıkan ana fikir, sözün amelle doğrulanması ve yapılmayacak bir şeyi söylemekten sakınılmasıdır; tefsir alimlerinin özellikle üzerinde durduğu husus, söz ile fiil arasındaki bu aykırılığın Allah katında ağır biçimde kınanmasıdır. Allah(cc) katında buğuzla (nefretle) karşılanacak bir davranış olması..
En basitinden buluşma yerine, kararlaştırılan saatten daha geç gitmenin normalleştirildiği, hatta erken gitmenin eziklik(!) olarak görüldüğü bir dönemde üzerinde inceden inceye düşünülmesi gereken ayetlerden biri.. Kendisine borcu olan genci, sözünde durmuş olmak için (üstelik henüz peygamberlik verilmeden önce) üç gün aynı yerde bekleyen bir peygamberin ümmeti olarak bu halimizi de bir gözden geçirmek gerekir.
Verip de yerine getirmediğimiz sözler, yapacağım deyip de yapmadığımız işler.. Farkındalık vesilesi olması amacıyla bu konuda başka neleri örnek verebiliriz dersek;
1)Allah (cc) ve Rasulü(sas)’ne karşı söz verircesine, “inşaAllah” demeden kesin ifadelerle yapacağımızı söylediğimiz ama yapmadıklarımız;
“Bundan sonra her gün Yasin okuyacağım, şu kadar salavat okuyacağım, kuşluk namazı kılacağım, aylık şu kadar sadaka vereceğim, umreden, hacdan döndükten sonra şunu yapacağım veya yapmayacağım…” deyip yerine getirmediğimiz sözler.
2) Hatim için veya farklı sebeplerle bize verilmiş Kur’an cüzlerini veya sureleri okumamak.. Bunları almakla karşı tarafa “Ben bunu okuyacağım” sözü verilmiş olur. Bu söz de elbette yerine getirilmelidir.
3) “Şu işim olsun tavuk keseceğim, çocuklara çikolata dağıtacağım..” gibi kesin söylemlerle birlikte her ne kadar adak yerine geçmese de verilen bir söz doğar ki eğer iş olduysa bunun yerine getirilmesi en doğru olandır.
4) Kendimizden gayet emin bir şekilde “ Ben senin şu işini halledeceğim. O iş bende !” gibi ifadelerle yapacağımıza dair söz verdiğimiz ama günler, haftalar geçmesine rağmen çeşitli bahanelerle bir türlü yap(a)madığımız işler..
“Gerçek mü’minin söylediği sözle, yaptığı işin birbirini tutması, ne söylüyorsa, onu bizzat yaparak göstermesi gerektiği açıkça ortada.
Çocuğa verilmiş sözlerin dahi yerine getirilmesi gerektiğinin güzel bir örneği olan Efendimiz(as)’ın hayatından şu örnek de bu hususun aslında ne kadar önemli olduğunun bir başka göstergesidir;
Peygamber Efendimiz (s.a.s.), bir kadının, çocuğuna:
“- Gel! Bak sana ne vereceğim!” diye seslendiğini duyunca ona:
“- Çocuk yanına gelince ne vereceksin?” diye sordu. O kadın da hurma vereceğini söyledi. O zaman Sevgili Peygamberimiz (s.a.s.) o kadına şöyle buyurdu:
“- Eğer çocuğa bir şey vermeseydin, bu söz defterine bir yalan olarak yazılacaktı.”
(Ebû Dâvûd, Edeb 79; Ahmed b. Hanbel, Müsned, III, 447)
Anlaşılan o ki çocuk için de olsa verilen söz yerine getirilmeli, onun için yapacağım denilen iş yapılmalıdır. Aksi taktirde hanemize “yalan” günahının yazılmasına sebep oluruz.
“Bu ayetler adanan adakların yerine getirilmesinin vacipliği hususunda da delil olarak gösterilir. Şayet yapmaya niyetimiz veya gücümüz yoksa, o zaman susmalıdır. Çünkü insanın yapamayacağı bir şeyi bile bile “yapacağım”; yapmadığı bir şeyi de yine bile bile “yaptım” demesi, bu ayetlerden de anlaşıldığı üzere Allah katında kızgınlık ve cezayı gerektiren kötü bir iştir.”[2] İnsan suresi 7.ayette adaklarını yerine getirenlerin, özellikle âhiret gününün şerrinden korkan kimseler olarak övülmüş olması da dikkat çekicidir. (Adaklar ile ilgili Bakara 270 ve İnsan suresi 5-7.ayetlere de bakılabilir.)
Burada şunu da ifade edelim ki, Allah’ın Rasûlü (sas) adakta bulunulmamasını tavsiye etmiştir. Adağın, Allah’ın takdir ettiği şeyi kesinlikle değiştirmeyeceğini belirtmiş ve adağı, “cimrinin elinden mal alma” olarak değerlendirmiştir. (Müslim, Nezir 1-7) Bununla beraber üstüne vazife olmadığı halde adakta bulunarak kendisini borçlandıran kimsenin de borcunu mutlaka ödemesi gerekmektedir.[3]
Ahiret gününün şerrinden korkanlar olarak, hafife almadan geçmişe dönük, adak ve verilen sözleri yerine getirme hususunda yaptığımız bir hata var mı bakmak gerekir. Ki böylece yalancılardan veya Allah(cc)’ın katında buğza uğrayanlardan olmayalım.. Bu hale düşmekten muhafaza olmak duasıyla…
[1] Ragıb el-İsfehani, m-g-t maddesi
[2] Prof. Dr. Ömer Çelik; ilgili ayetin tefsirinden
[3] KANDEMİR,M.Yaşar, İsmail Lütfi Çakan,Raşit Küçük. İmam Nevevi-Riyazü’s Salihin Tercüme ve Şerh, c.7 s.556, Erkam Yay., İstanbul 2011
Konu ile ilgili diğer hadisler için https://www.islamveihsan.com/adak-ile-ilgili-hadisler.html
Oldukça İstifade ediyorum
Kalemin kesintiye uğramasın
İnşaAllah
Allah razı olsun kıymetli hocam. Hep birlikte Kur’an’a hizmet çabamız daim olsun.