Gençlerle konuşmalarımızda ara ara hakkında danışılan konulardan biri de kalbe düşen muhabbet yangınları konusudur. Maalesef Leyla ile Mecnun, Ferhat ile Şirin.. kıssalarına kendilerini kaptıran, mecazi aşktan ilahi aşka geçme derdine (!) düşen bazı gençlerimiz, bu yangının içinde kaybolup hayal aleminde yaşar hale gelebiliyor. Gerçek hayattan uzaklaşıp hayatın akışını kaçırabiliyorlar.
Bu yangınlar, ucu görünmeyen platonik muhabbetlerle ortaya çıkabildiği gibi, flört haramına düştükten sonra anlam verilemeyen bir şekilde ayrılamama şeklinde de olabiliyor.
En uç noktada “amelsiz din” ya da “şeriatsiz tasavvuf” icat etmeye çalışanların etkisiyle, dini yaşamada (namazlarında, oruçlarında, tesettüründe..) sıkıntı olduğu halde, bu hal ile ilahi aşka(!) ereceği fikriyatında olanlar dahi olabiliyor. Halbuki imanın yeri olan kalbin, ruhun gıdası Allah’ın emirleridir. Bunlar olmadan Allah sevgisine ulaşabileceğini düşünmek kendini kandırmak olur.
Bu yazıda, bu yangınların olabilecek manevi sebepleri ve çözüm yolları üzerinde durmak istiyorum. Zira maddi boyutta psikolojik olarak destek de almak gerekebilir.
Özellikle bu hallerini mecazi aşktan ilahi aşka(!) geçiş vesilesi zanneden gençlere, hallerinin nefis ve şeytan ikilisinin bir oyunu olduğunu fark etmelerinde yardımcı olmak gerekir. “Bunun nefis ve şeytan ikilisinin oyunu olduğundan nasıl bu kadar eminsin?” diyenleri duyar gibiyim.
Konuyu Bakara 165.ayet ışığında ele almaya çalışacağız inşaAllah;
İnsanlardan bazıları Allah’tan başkasını Allah’a denk edinir de onları Allah’ı sever gibi severler. İnananlar ise en çok Allah’ı severler…
Bu ayeti kerimeye göre, kalbimizde biri(leri) için normalden farklı aşırı muhabbet duyuyorsak bir şeyler garip gidiyor demektir. İmanın yeri olan ve en çok Allah (cc)’ın sevgisinin yer etmesi gereken kalbin herhangi bir yaratılmışla bu şekilde meşgul edilmesi, sevgisinin Allah’ın sevgisi ile yarıştırılması, elbette Rabbin razı olacağı bir şey değildir. Meşgul oluyorsa, insanı Rabbin rızasına aykırı şeylere yönlendirme derdinde olan nefsin ve şeytanın oyunu söz konusu demektir. Bunu farkedip oyunu bozmanın çareleri aranmalıdır.
Manevi olarak neler yapabiliriz denilirse;
Yaşadığımız bu imtihana sebebiyet veren bir hatamız var mı bakılabilir[1]:
1)Bu tarz konular ile ilgili bizim[2] büyük konuşmalarımız, kibir halimiz var mı?
“Ben böyle birine muhabbet duymam, böyle biriyle evlenmem” sözleri en çok rastladığımız büyük konuşma örnekleri. Her şey gibi “muhabbet duymak” da Allah(cc)’ın izniyledir. Zira kalpler de Allah (cc)’ın elindedir.
2)Bu konularla ilgili alay etmelerimiz, kınamalarımız var mı?
Özellikle flört günahına düşmüş kişileri kınama olabiliyor. Bunları uyarabiliyorsak uyarmalı bunu yapamıyorsak dua edip doğruyu görmeleri için dua etmelidir. Kınamaya düşmemelidir.
3) Allah aşkı(!), sevgisi ile ilgili yapılmış yanlış, kaldıramayacağımız dualar ve büyük konuşmalarımız var mı?
4) Sevgi, evlilik gibi konularda karşı cinsle ilgili yaptığımız haddi aşan genellemeler, konuşmalar var mı?
5) Aile içinde bu tarz konular ile ilgili edilmiş, alınmış beddualar ya da ah almalar var mı?
6) Onsuz yaşayamam boyutuna gelindi mi?
Bilinmeli ki bizim gibi aciz olan bir kula bu derece anlam yüklemek hem kendimize hem de karşı tarafa zulümdür. Kendisi olmadan yaşanması mümkün olmayan sadece Allah(cc) dır.
Şeytanın verdiği bu vesveseler karşısında Allah (cc)’a sığınıp bunlarla kendimiz arasına bir mesafe koymaya çalışmak, onunla kendimizi ayrıştırmak (bu söylemler bana ait değil, ben doğrunun ne olduğunu biliyorum diyebilmek) bu vesveselerin zayıflamasına yardımcı olur. Aksi taktirde kendimizden sanıp ciddiye alışlarımız vesvesenin kuvvetlenmesine sebep olabilir.
Bu veya benzeri hatalarımız olduğunu fark ettiysek bunlar için tevbe istiğfar edip mağfiretimize vesile olması niyetiyle[3] az da olsa sadaka vermeye ve hayır hasenat yapmaya devam edebiliriz.
Her halin sahibi olan Allah(cc)’dan yardım istenip dua edilebilir. Bu halden kurtuluşumuza vesile olması niyetiyle de sadaka verip hayır hasenat yapılabilir;
“Kalbimin en ince sızılarını bilen, Habir olan Rabbim! İçine düştüğüm, bana zarar veren şu halimi Sana arzediyorum. Kalbimde Senin sevginle, benim gibi aciz olan bir kulunun sevgisini yarıştırır hale geldiğim için Senden mağfiret diliyorum. Bu halime sebebiyet veren benim ya da ehli iman soyumun[4] yaptığı her ne hata varsa bunlar Senin katında malumdur. Bunlar için de Senden mağfiret diliyorum.
Ezeli düşmanım şeytan ve nefsimden Sana sığınıyorum. Bunların sahibi de Sensin. Olabilecek her türlü müdahalelerini lütfunla kereminle sen engelle.”
Şeytanların sahibi de Allah(cc)’dır. Çoğumuz onlarla tek başımıza mücadele etmeye çalışırız. Halbuki Allah(cc), Araf suresi 200.ayette şeytanın dürtüklemesi, kışkırtması halinde ondan, Kendisine sığınılmasını söylemektedir.
Efendimiz(as)’ın kalp için nur taleb ettiği “Nur Duasını”[5] da yapabiliriz. Zira kalbe nur girerse karanlık(zulumat) kaybolur inşaAllah.
Son olarak İlahi muhabbete ermek isteyen gençlere şunları söylemek isterim;
De ki: “Eğer Allah’ı seviyorsanız bana uyun ki, Allah da sizi sevsin ve günahlarınızı bağışlasın. Çünkü Allah çok bağışlayandır, çok merhamet edendir.” (Al-i İmran 31)
Her ne kadar sadece dil ile Allah (cc)’ı sevdiğimizi, sevgisine ermek istediğimizi söylesek de biz, Allah(cc)’ın sevdiği kulların özelliklerine sahip olmadıktan sonra bunun ne kıymeti olabilir. Allah (cc)’ın sevgisini kazanmak da bu ayetten anlaşıldığı üzere Peygambere(sas) tabi olmaktan geçmektedir.
Kur’an ve sünnetten hayatımıza geçirdiğimiz her bir hüküm, bizi bu sevgiye biraz daha yaklaştıracaktır. Önce bunun için çaba sarfetmekten başlayalım isterseniz.
Zaten bu hassasiyete, içine kibir katmadan samimiyetle sahipsek doğru yoldayız demektir. Merak etmeyin…
Bu arada Yusuf(as) kıssası üzerinden yapılan “aşk edebiyatlarına” da kulak asmayın derim. Zira Yusuf(as) kıssası, bir hocamızın tabiriyle “aşk kıssası” değil “iffet kıssası”dır.[6]
Bizleri “orta ümmet”[7] olarak var eden, duygularımızın da sahibi Rabbim, duygularımızda da ifrata veya tefrite kaçmadan orta yolu tutabilmeyi kolaylıkla nasib eylesin. Amin…
[1] Şura Suresi 30, Zuhruf 36-38
[2] Anne babaların da olabilir.
[4] İsra 64 deki tevbe edilmeden bırakılmış işlenen hatalarla birlikte şeytanın evlatlara ortak olabilmesine binaen ehli iman soy için de mağfiret dilemek(Haşr 10..) güzel olur.
[5] Kaynaklarda geçen diğer bir şekli için; https://www.islamveihsan.com/peygamber-efendimizin-nur-duasi.html
[6] Yusuf(as)’a attığı iftira, zindana düşmesine sebep olması..gibi yaptıkları Azizin hanımının hissettiği şeyin sevgi değil nefsi bir tutku olduğunun göstergesidir denilir.
Yine gönlümüzü teselli edip yatıştırdınız, Allah razı olsun.
Vesile edene şükür Kevserciğim. Senden de Allah razı olsun
Güzel yürekli can arkadaşım kalemine sağlık başarıların daim olsun İnsaAllah
Allah razı olsun kıymetli hafızım.