1.ve 2. yazının devamı mahiyetindeki bu yazıda daha önce bahsettiğimiz hadiste geçen temime, tivele ve bununla bağlantılı olarak sihir kavramları üzerinde duracağız inşaAllah.
Temime; Korunma için takılan muska vb için kullanılan bir tabirdir.
Konu ile ilgili bazı hadislerden[1] yola çıkarak Ehl-i sünnet alimlerimizin muska ile ilgili genel görüşü şudur;
“Kur’an ve Sünnet kaynaklı ayet ve dua metinlerinin yazılı olduğu muskalar şifayı onlardan değil de Allah’tan bilmek kaidesiyle caizdir. Kur’an ve Sünnet kaynaklı metinler haric, şirk unsuru içeren şeylerin yazılıp muska olarak bulundurulması ise caiz değildir.”
Şifayı muskadan değil de Allah’tan bilmek.. Somut, elle tutulur çözümlere meyilli insanoğlu için bunu becerebilmek gerçekten oldukça zordur. Muska takanlara bunun kontrolünü yapmalarını tavsiye ederim. Nasıl mı?
Eğer taktığımız muskayı yanımızdan ayıramıyorsak ayırdığımız taktirde korku, endişe hali oluyorsa dikkat! Artık korumayı, şifayı Allah (cc)’tan değil muskadan bilir hale gelmişiz demektir ki bu da şeytanın oyuncağı haline geldiğimizin göstergesidir. Bir an önce bu muskadan kurtulmamız gerekir.
Ayrıca muska takmaya cevaz veren alimlerimizin delil olarak gösterdiği şu hadis-i şerife binaen muskanın sadece, henüz okuma, anlama, ezber kabiliyeti olmayan küçük çocuklar için olduğunu söyleyen alimlerimiz de vardır. Yani esas olan, sünnette tavsiye edilen İhlas, Felak, Nas, Ayetü’l Kürsi ve çeşitli duaların okunmasıdır;
-Amr bin Şuayb, babası aracılığı ile dedesinden (Abdullah bin Amr) rivayet etti:
Resûlullah (sas) onlara korku (özellikle uykuda korku ve ürküntü) durumunda şu sözleri öğretirdi:
“Allah’ın eksiksiz kelimelerine sığınırım; O’nun gazabından, kullarının şerrinden, şeytanların dürtmelerinden ve yanımda bulunmalarından (bana musallat olmalarından).”
Abdullah b. Amr ise bu sözleri çocuklarından anlayıp ezberleyebilenlere öğretirdi; henüz anlayamayacak kadar küçük olanlar için onu yazdırır ve onların üzerine asardı.
(Ebû Dâvûd, “Tıp”, No. 3893. Ahmed bin Hanbel, Müsned,6696)
“Şüpheli şeylerden uzak durmak” hükmüne binaen üzerinde şüphelerin dolaştığı, şirke bulaşmadan uygulanması gerçekten zor olan muska konusuna bulaşmamak herhalde en iyisi olacaktır.
Tivele; Sevdirme, bağlama amacıyla yapılan bâtıl uygulamalar.
Beğendiği kız veya erkeğin kendisiyle evlenmesi için ya da sorun yaşadığı eşinin kendisine bağlanması için sihir, muska gibi şeylere başvurmayı buna örnek verebiliriz. Görüldüğü gibi bunların hepsi yasaklanmıştır.
Sihir konusunda Bakara suresi 102.ayet, özellikle de son kısmında “sihir ile uğraşanların ahiretten nasibi olmadığının” ifade edilmesiyle dikkat çekicidir.
Kendisine sihir yapıldığından emin olunduğunda ne yapılır;
Efendimiz(as)’e yahudiler tarafından sihir yapıldığına dair Buhari ve Müslim’de geçen hadisler bulunmaktadır. Bu hadislerde Efendimiz (as)’ın, yaşadığı hal ile ilgili Allah (cc)’a tekrar tekrar dua ettiği belirtilir. Ardından Allah (cc)’ın, yaşadığı bu halin sihirden kaynaklandığını bildirdiğinden ve sonunda kendisini kurtarıp şifa ve afiyet verdiğinden bahsedilir.[2]
Görünen o ki sihir söz konusu olduğu durumlarda yapılması gereken şey Allah (cc)’a sığınmaktır.
Zira yukarıda bahsettiğimiz Bakara suresi 102.ayette geçtiği üzere;
…Hâlbuki onlar, Allah’ın izni olmadıkça o sihirle hiç kimseye zarar veremezlerdi…
Her ne kadar Felak, Nas surelerinin bu olay üzerine nazil olduğuna dair hadisler zayıf görülüyorsa da Efendimiz (sas)’in Felak ve Nas sureleri ile ilgili aşağıdaki gibi bazı hadislerinde bildirdiği üzere bu sureler Allah’a sığınmanın en güzel ifade edildiği surelerdir;
Ukbe b. Amir der ki: Resulullah (sas) ile birlikte yol alırken Culıfe ile Ebva arasında bir yere ulaştığımızda ortalığı sert bir rüzgar ile koyu bir karanlık kapladı. Bunun üzerine Hz. Peygamber (sas) Felak ile Nas surelerini okuyarak Allah’a sığınmaya başladı. Bana da: “Ey Ukbe! Sen de bunlarla Allah’a sığın. Zira kişi bunlardan daha iyisiyle Allah’a sığınamaz” buyurdu. Ayrıca Resulullah’ın (sas) bize namaz kıldırırken de bu iki sureyi okuduğunu işittim. (Ebu Davud 2/153 (1463).)
Sihre karşı hadislerde bir de “acve hurma”sından bahsedilir;
“Kim her sabah aç karnına yedi tane acve hurması yerse, o gün ona zehir ve sihir (büyü) zarar vermez.” ( Buhârî (Tıb 52, 56) ve Müslim (Eşribe 155) )
Ne yani sadece Felak, Nas okumakla ve acve hurmasıyla sihirden muhafaza olunup kurtulunur mu diyenleri duyar gibiyim. Eğer Allah Rasulü(sas)’nün sunduğu bu manevi reçete haricinde bir şeylere başvuruyorsak bir önceki yazıda da bahsettiğimiz gibi şeytanın oyuncağı haline gelme ihtimalimiz ortaya çıkacaktır.
“Geçmiyor ki!” diyorsak öncelikle şunu sormak gerekir;
Size sihir yapıldığını nereden biliyorsunuz? Açık surette birinin sihir yaptığını bilmediğimiz halde daha önceki yazımızda bahsettiğimiz cin topluluğu ile bağı olduğunu söyleyen kişilerin bildirmesiyle bunu bildiğimizi söylüyorsak su-i zan’a düşme ihtimalimiz çok yüksektir.
Eğer Rasulullah(sas)’ın bu konuda bildirdiği reçeteler sonuç vermiyorsa ortada başka bir sorun var demektir. Örnek verecek olursak;
Günümüzde sihir bozdurmak(!) için farklı yollara başvurma sebeplerinin başlıca ikisi; yapıldığı düşünülen sihir nedeniyle kısmet kapanması(!) ve rızık kapısı kapanması(!)..
Bir müslüman için, evlenememiş insanları kınama, onlarla alay etme, hiç kimseyi kendine(evladına) yakıştıramama, evliliğe dair yapılan büyük konuşmalar…gibi hatalara düşme varsa yaşadıklarına başka bir sebep aramasına gerek yoktur. Hem kendimiz hem de bu tarz hatalara düşmüş olabilecek ehli iman soyumuz için mağfiret dilemek ve sadaka (Bakara 271) yolunu seçmek en doğrusudur. [3]
Bir müslüman için, zekat vermeme veya eksik verme, faize, rüşvete bulaşma, bunlara destek olma, rızkı Allah(cc)’tan başkasından bilme, israf etme, işine hile, yalan karıştırma.. gibi hatalara düşme söz konusuysa rızık konusunda sorun yaşamak da normaldir. Dolayısıyla burada da hem kendimiz hem de bu tarz hatalara düşmüş olabilecek ehli iman soyumuz için mağfiret dilemek ve sadaka (Bakara 271) yolunu seçmek en doğrusudur.
Elbette burada söylediğimiz sebepler yüzeysel birkaç örnek. Bunların haricinde olabilecek farklı sebepler de olabilir. Bu tarz durumlarda “Allahım! Yaşadığım sorunun nedeni senin katında malumdur. Benim veya ehli iman soyumun bu sıkıntıya sebebiyet veren her ne hatamız varsa mağfiret eyle. Çözüm için sebepler dairesinde benim yapmam gereken ne varsa yapabilmeyi nasib eyle.” gibi dualarla Allah (cc)’a yönelmekten vazgeçilmemelidir. Çözümün O’nun katında olduğunu unutup sadece kullarından yardım beklemek, kendi kendilerine ürettikleri manevi çözümlerden medet ummak doğru değildir.
Bu tarz şeylere başvurarak yerine Allah(cc)’ın, dünya hayatındaki nimetlere erişebilmemiz için bildirdiği başta istiğfar ve sadaka olmak üzere çözüm yollarını kullanmamız gerekir. Bununla ilgili “Manevi Hayatımızın Dünya Hayatımıza Etkileri” yazısına bakılabilir.
Rabbim, maddi manevi çözümler için, gerektiğinde sebepleri razı olacağı yerlerde arayıp bulabilmeyi nasib eylesin.. Amin
[1] İsa ibni Hamza rahimehullah anlatıyor: “ Abdullah ibnu Ukeym(ra)’ın yanına girdim. Kendisinde kızıllık vardı. “Temime(muska) takmıyor musun?” diye sordum. Bana şu cevabı verdi: Bundan Allah’a sığınırım. Zira Rasulullah(as) şöyle buyurmuştu: “Kim bir şey takınırsa, ona havale edilir.” Tirmizi, Tıbb 24,(2073)
[2] Bize her konuda örnek olmak üzere gönderilen Rasulullah (sas)’a sihrin tesir etmesi hususunu, böyle bir durumda ne yapmamız gerektiğinin cevabını da ondan öğrenmemiz açısından ele almalıyız.
[3] Neden işin içine ehli iman soyu da katıyoruz? diyorsak cevabı için şu yazıya bakabilirsiniz; https://www.gulserozturk.com/2025/07/28/soy-ile-nesli-oluler-ile-dirileri-birbirine-baglayan-onemli-iki-nimet-istigfar-ve-sadaka/
Çok aydınlatıcı oldu. Özellikle muska konusunda merak ettiklerim vardı. Allah razı olsun hocam
Cümlemizden Ayşe. Rabbim hayırlara vesile eylesin hepimizi.