İnsan ve Cin Topluluğu Arasındaki İletişim Hakkında Doğru Bilinen Yanlışlar

Efendimiz (sas)’in kendilerine peygamber olarak gönderildiği şuurlu iki topluluk; insanlar ve cinler..

Günümüzde bizlere, hakkında en sık soru sorulan konulardan biri de cin topluluğu ile iletişimde olup çeşitli rahatsızlıkların şifası için onlardan yardım alan kişiler ve verdikleri muskalar, sihir bozma(!) ritüelleri konularıdır.

Bu iki topluluk arasındaki ilişkiye dair Kur’an’da bazı ayet-i kerimeler bulunmaktadır ki konu ile ilgili bazı hususları bu ayetler üzerinden ele almaya çalışacağız inşaAllah;

-Cinlere sığınma ile ilgili ayet:

Doğrusu insanlardan bazı kimseler; cinlerden birtakım kimselere sığınırlardı da onların azgınlıklarını artırırlardı. (Cin suresi 6)

“Cahiliye döneminde Araplar, harap bir yerde geceleyin konaklamak istediklerinde: “Biz bu vâdinin şerrinden, buranın sahibi olan cine sığınırız” diyerek, cinlerin kötülüğünden onların efendisine sığınırdı. Çünkü onların inancına göre, her harabe yer cinlerin hâkimiyeti altındaydı. Onların büyüğüne sığınmadıkları takdirde, oradaki cinlerin kendilerine eziyet vereceğine inanırlardı. (bk. Taberî, Câmi‘u’l-beyân, XXIX, 134) Yaratılış itibariyle aslında kendilerinden daha üstün olan, yeryüzünün halifesi kılınan insanların, bunu fark etmeyip, kendilerine sığındığını gören cinler, kibirlenip iyice azgınlaşmaktadırlar. Böylece onlara daha fazla eziyet etmekte, sapıklıkta daha cüretkâr olmakta; kendilerine sığınanların günahına günah, isyanına isyan katmaktadırlar. O halde insan kendi yüksek değerini fark etmeli ve buna uygun davranmalıdır.” [1]

-Cinlerin, insanların yoldan çıkışına sebep olmaları ve bunların birbirlerinden yararlanmaları ile ilgili ayet:

Onların hepsini bir araya toplayacağı gün şöyle diyecektir: “Ey cin topluluğu! İnsanlardan pek çoğunu yoldan çıkardınız.” Onların insanlardan olan dostları, “Ey Rabbimiz! Biz birbirimizden yararlandık ve bize belirlediğin süremizin sonuna ulaştık” diyecekler. Allah da diyecek ki: “Allah’ın diledikleri (affettikleri) hariç, içinde ebedî kalmak üzere duracağınız yer ateştir.” Şüphesiz senin Rabbin hüküm ve hikmet sahibidir, hakkıyla bilendir. (Enam 128)

“Cin topluluğu”ndan maksat, onların şeytanlarıdır. İnsanların cinlerden faydalanması, cinlerin onlara şehvet yollarını ve vasıtalarını göstermeleri; hile, tuzak, yalan söyleme, sihir ve büyü usullerini, eğri yollardan gidip yalan dolanla iş yapmanın, etrafa fesat saçıp gizlenmenin çarelerini öğretmeleri sebebiyle gerçekleşir. Cinlerin insanlardan faydalanması ise insanların, onların telkinlerini gönül hoşluğuyla kabul etmeleri ve kolaylık göstererek yardımda bulunmaları yoluyla gerçekleşir. Bu yolla cinler hedef ve maksatlarına ererler.”[2]

-Cinlere kulluk etmeye (ibadet etmeye) ve onlara iman etmiş olmaya dair ayet:

Allah’ın, onları hep birden toplayacağı, sonra da meleklere, “Bunlar mı size (kulluk) ibadet ediyorlardı?” diyeceği günü bir hatırla!

(Melekler) derler ki: “Seni eksikliklerden uzak tutarız. Onlar değil, sen bizim dostumuzsun. Hayır, onlar cinlere kulluk(ibadet) ediyorlardı. Onların çoğu cinlere inanıyordu.”

 ( Sebe 40,41)

Buradaki “Hayır, onlar cinlere kulluk(ibadet) ediyorlardı…” buyruğundaki cinlerden kasıt şeytanlardır.[3]

Cin suresinin ilk ayetlerinde (Cin suresi 1-13), Efendimiz (sas)’in okuduğu Kur’an’ı dinleyen cinlerden ve bu cinlerin varlığının kendisine vahiyle bildirildiğinden bahsedilir. Yani orada iken, Rasulullah (sas) cinlerle direk muhatap olmamıştır.

Hadislerde ise Efendimiz (sas)’in onlarla direk muhatap olmasının sadece dinin tebliği boyutunda olduğu görülür.[4]Onlarla hastalıkların şifası, sihir bozma gibi bir nedenle irtibat halinde olduğuna dair hiçbir bilgi yoktur. Efendimiz (sas)’in bu gibi konularla ilgili yapılması gerekenlere dair verdiği manevi reçeteler hadislerde geçmektedir ki daha sonraki yazılarda bunlara değineceğiz inşaAllah.

Dolayısıyla cin alemiyle irtibatta olup bazı rahatsızlıkların şifası, sihir bozma, muska yazma gibi hususlarda aracı olduğunu söyleyen kişilerin çok dikkatli olması gerekir. İrtibatta oldukları cinlerin iman edenlerden olduğu ihtimali çok düşüktür. Yukarıdaki ayetlerde geçen cinlere sığınma, onlara kulluk etme halinde olma ihtimali ise çok yüksektir.

Efendimiz (sas)’in çeşitli vesilelerle bildirdiği manevi yöntemler haricinde farklı şeylerle manevi çözüm aramak maalesef şeytanın oyuncağı haline gelmeye sebebiyet vermektedir. Bu yollarla şifa bulduğunu zannedenlere şu hadis-i şerifi hatırlatmak isterim;

  • Zeynep (Abdullah bin Mesud’un eşi) dedi ki:

Abdullah dedi ki: Rasûlullah ﷺ’i şöyle buyururken işittim: “Rukyelertemimeler ve tivele şirktir.” Dedim ki: Niçin böyle söylüyorsun? Allah’a yemin ederim ki gözüm akıntı yapıyordu; falan Yahudi’ye gider, bana rukye yapardı; rukye yaptığı zaman sakinleşirdi. Abdullah dedi ki: Bu ancak şeytanın işidir. Eliyle ona dürter, rukye yapıldığı zaman bırakırdı. Sana Rasûlullah ﷺ’in söylediğini söylemen yeterdi: “Ey insanların Rabbi! Hastalığı gider. Şifa ver. Şifa veren sensin. Senin şifandan başka şifa yoktur. Hiçbir hastalık bırakmayan bir şifa ver.”   

Ebû Dâvûd, “Tıp”, 17 (No. 3883). 

Görüldüğü gibi Rasulullah(sas)’ın bildirdikleri haricinde manevi çözüm için başvurulan şeyler, şeytanın insanı doğru yoldan şaşırtmak için kullandığı malzemeler haline gelmektedir.

Daha sonraki yazılarda inşaAllah daha ayrıntılı bahsedeceğimiz “rukye, temime ve tivele” kavramlarından da kısaca bahsedecek olursak;

Rukye; halkımızın tabiriyle hastayı okumaktır. Konu ile ilgili diğer hadislerle birlikte ele alındığında bu hadiste yasaklanan rukyenin cahiliye döneminde yapılan rukyeler olduğu anlaşılır. Hz. Peygamber’in yaptığı ve yaptırdığı rukyeler vardır ki bunlardan da bir sonraki yazıda daha ayrıntılı bahsedeceğiz inşaAllah.

Temime; Korunma için takılan muska vb için kullanılan bir tabirdir.

Tivele; Sevdirme, bağlama amacıyla yapılan bâtıl uygulamalardır.

Bu iki kavramdan da konu ile ilgili üçüncü yazıda bahsedeceğiz inşaAllah.

Bu arada halk arasında “ağırlığı bana geçti” söylemi ile bir başkasının musallatının(!) kendine geçtiği söylemi üzerinde de durmak isterim.  Bu, Kur’an ayetlerine aykırı bir söylemdir. Zira şeytanların kimlere ineceği ayetle sabittir;

Şeytanların kime ineceğini size haber vereyim mi? Onlar günaha, iftiraya düşkün olan herkese inerler (onlara kötülüğü telkin ederler). Bunlar, (şeytanlara) kulak verirler, çoğu da yalancıdır. (Şuara 221-23).  (Benzer bir ayet Zuhruf 36-39)

Ayetten anlaşılıyor ki şeytanlar ancak işlenen günahlar ile kişiye inebilirler. Bunlardan arınmanın yolu da sebebiyet veren günah için tevbe-istiğfar ve yapılması gereken bir telafi varsa onun yapılmasıdır. 

Yukarıda bahsettiğimiz şekildeki söylemlerle insanlar hakkında su-i zanda bulunmaktan uzak durmak gerekir.

Rabbim maddi- manevi şifa vesilelerini, Kur’an ve Sünnet çizgisinde doğru yerlerde arayıp bulabilmeyi nasib eylesin… Amin.


[1] Prof. Dr. Ömer Çelik; İlgili ayetin tefsiri

[2] Prof. Dr. Ömer Çelik; İlgili ayetin tefsiri

[3] İmam Suyuti’nin Ed-Duru’l Mensur isimli tefsiri; ilgili ayet

[4] Konu ile ilgili Ahkaf 29.ayetin tefsirine bakılabilir; https://www.kuranvemeali.com/ahkaf-suresi/29-ayeti-meali

2 Yorum

  1. Ayse Efe demiş ki:

    Allah c.c. razı olsun hocam. Bilgilendirici çok güzel bir yazı. Elinize sağlık

    Haziran 18, 2026
    Yanıtla
    • admin demiş ki:

      Rabbim cümlemizden razı olsun Ayşe.Elhamdülillah..

      Haziran 19, 2026
      Yanıtla

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir