
Uzun zamandır içimi acıtan hususlardan biri, Müslüman olup daha sonra ateizm, deizm vb şeylere yönelen gençlerimiz konusu. Bunların arasında imam – hatipli gençlerin de olduğunu öğrenince içi daha bir acıyor insanın. Peki ne oluyor bu gençlere? Neden böyle bir yöneliş içine giriyorlar, bu işin kökündeki asıl mesele ne? Zira hak kitap Kur’an’da, Allah (cc), her insanın fıtratında Allah (cc)’a iman eğiliminin olduğunu bildiriyor (Rum 30). O zaman bu işin içinde başka şey(ler) olmalı. “Z kuşağı işte! Rahat batıyor bunlara, isyankar nesil vb.” söylemlerle işin içinden çıkmak doğru değil herhalde. Asıl sıkıntıyı tespit edip bunlara çözüm bulmak için uğraşmalı.
Ateizme yönelen gençlerin ileri sürdükleri nedenleri araştırdığımda başlıca dört söylemle karşılaştım. (https://indigodergisi.com/2016/11/ateizm-neden-ateist-oldum/ ) :
1)Çeşitli kitapları veya Kur’an’ı okuyarak ateist olduğunu söyleyenler.
2) Psikiyatrist Prof. Dr. Nevzat Tarhan hocanın tabiriyle “Müslümanların temsil problemleri nedeniyle” ateist olduğunu söyleyenler.
3) Dünyada yaşanan veya şahsi hayatlarında yaşadıkları bazı olaylar, sıkıntılar neticesinde sabredemeyerek kızıp ateist olanlar.
4)Sosyal medyanın, çevrenin etkisiyle, sırf “çok havalı ya da moda” diye, ateizmin ne olduğunu dahi bilmeden ateist olduğunu söyleyenler.
Bu konuda dört yazımız olacak inşaAllah. İlk üç yazıda bu söylemler ve bu söylemlere dair sunulabilecek reçeteler üzerinde duracağız. Dördüncü yazı ise daha çok anne babalara yönelik olacak inşaAllah..
1)Çeşitli Kitapları veya Kur’an’ı Okuyarak Ateist Olduğunu Söyleyenler
Bazı ateistlerin söylemleri şu şekilde: “Düşündüm, araştırdım, çeşitli kitaplar okudum ve ateist olmaya karar verdim.” Yani elde ettikleri ilim neticesinde (haşa) Allah (cc)’ı inkara karar verdiklerini söylüyorlar.
İlginçtir ki Kur’an’dan nazil olan ilk ayetler (Alak suresi 1-5) ve devamında, ateistlerin bu tavrı anlatılmaktadır. Bunu gördüğümde Kur’an’a olan hayranlığım bir kat daha arttı. Bu ayetlerde Allah(cc), bizleri böyle bir tavır hususunda uyarmış, böyle bir düşünce şeklinden sıyrılmanın yolunu göstermiş. Nasıl mı?
Alak suresi 1-8.ayetler:
Euzubillahimineşşeydanirracim…
1. Yaratan Rabbinin adıyla oku!
2.O, insanı “alak[1]”dan (asılıp tutunan zigottan) yarattı.
3. Oku! Senin Rabbin en kerim olandır.
4,5. O, kalemle yazmayı öğretendir, insana bilmediğini öğretendir.
6,7. Gerçek şu ki, insan kendini kendine yeterli görerek(müstağni) azar.
8. Kuşkusuz dönüş Rabbinedir.
Bu sekiz ayeti şu şekilde özetleyebiliriz:
İnsanın Yaratılışı→ İnsana ilmin verilişi→ İnsanın elde ettiği ilimle artık, kendini kendine yeter görmeye başlaması (oluşan kibir hali) → Önünde sonunda dönüşünün Rabbe olacağı
Tam da, okuduğu kitaplardan, dinlediği bilim adamları vb.den elde ettiği ilim sonrası aklına, kendine, bilime, aşırı güvenip bir yaratıcıya ihtiyaç duymadığı hissiyatına kapılarak, ateist olmaya karar verenlerin hali…
Peki bu halden sıyrılmanın yolu nedir? Bu ayetlerden yola çıkarak şunlar söylenebilir:
Henüz ilk defa vahye muhatap olan ve okuma yazması da olmayan Efendimiz (sas)’e ilk emrin “oku” olması çok manidardır. Okumak denilince insanoğlunun aklına genellikle sadece kitap okumak gelir. Halbuki insan kendisini, kainatı, yaşadığı olayları da okumalıdır. Bir sonraki ayette insanın yaratılışından bahsedilmiş olması ilk okuması gereken şeyin yaratılış hikayesi olduğunun bir göstergesidir. Bebeğin anne karnında oluşum evrelerinden dünyaya gelişi, büyümesi…
Bunların kendi kendine olması mümkün mü ya da bizim bu evreler üzerinde bir etkimiz var mı?
Oluşum esnasında görev alan hücreler mi yapıyor gerçekten bunları?
Bu hücrelerin, spermin, yumurtanın aklımı var? Nereden biliyorlar nasıl davranacaklarını?
Biz kendimizin sahibi miyiz? Kalbimize diyebiliyor muyuz? : “Sen biraz dinlen çok yoruldun yarım saat sonra tekrar çalışırsın ya da gözlerimize ya da diğer organlarımıza çalışmaları sırasında bu şekilde müdahale edebiliyor muyuz? Eğer edemiyorsak bizim dışımızda onların vazifelerini devam ettirten BİRİ var demektir.
Peki insanlar ölümlerine müdahale edebiliyorlar mı? “Ben şimdi öleyim yarım saat sonra dirilim.” diyen var mı mesela…
Görüldüğü gibi çok da uzağa gitmeden ve polemiğe girmeden kendi yaradılışı üzerinde basit bir düşünüşle, insan, kendisinin yaşamını devam ettirten bir İlahın varlığını kavrayabilir.
Kısacası hiçbir zaman insan kendi kendine yeter bir varlık değildir. En azından bedensel varlığının oluşumu ve devamı, bir İlahın varlığına muhtaç olduğunu açıkça göstermektedir. Bunların devamını hiçbir insan aklının sağlaması da mümkün değildir.
Prof. Dr. Ömer Çelik hocamızın bu ayetler ile ilgili şu açıklamasını da buraya eklemek isterim:
“Allah’ın yaratma, ilim öğretme gibi en mühim ikramlarını unutan insan Rabbini de unutur ve bütün bunları kendisinden zanneder. Kimseye hatta Allah(cc) a dahi muhtaç olmadığını düşünür. Böylece kibir ve gurura kapılır. Çıkmaz sokaklarda helak olur. Kur’an, iblis, karun ve belam gibi “malımı, makamımı ve ilmimi kendim çalışarak kazandım.” diyenleri buna misal vermektedir.”
Kendi üzerimizde yapacağımız bu basit düşünüşle bir ilahın varlığını kabul edemeyeceğimizi söyleyip diretiyorsak söylenilecek şey ; Neden korkuyoruz? İnanmayla birlikte almamız gereken sorumluluklardan mı? Yoksa etrafımızda elde ettiğimiz farklı olma popülaritemizi kaybetmekten mi? Aciz insanoğlunun yanında popülerlik ararken Rabbin yanındaki popülerliğimizi kaybetmeye değer mi?
Ebedi yaşayacağını zanneden insanoğlu, ne kadar unutmak için çaba sarf etsen de genç, yaşlı ayırımı olmayan “ölüm” var. Nahl suresi 32.ayette geçtiği gibi; bu dünyadan tertemiz bir ölümle ayrılmak varken helaka sürükleme ruhunu, gönlünü, zihnini…
Reçete :
a) Popülerliği aciz insanoğlunun yanında değil de, insanoğlunun da sahibi Allah(cc)’ın yanında aramak gerekir. Popülerliği Allah(cc)’ın yanında aramak, imanımızı ve diğer insanlara karşı şahsiyetimizi ve değerimizi de muhafaza etmemize vesile olur.
b) İnsan samimi bir şekilde öncelikle kendi varlığı olmak üzere kainat üzerinde tefekkür (okuma) alıştırmaları yapmalıdır.
Kur’an’ı okuyarak ateist olduğunu söyleyenlerde ise görülen o ki (başka bir sebep yoksa) başlıca sıkıntı sadece meal okuyarak Kur’an’ı bildiklerini, öğrendiklerini zannetmeleri, İngilizce vb. dillerden yapılan tercümeler nasıl ki kitabın tam manasıyla aynısı olmuyor, aynı şey Kur’an tercümeleri (meal) için de geçerlidir. Hiçbir tercüme Kur’an’ın bizzat kendisi değildir.
Allah(cc), Rad suresi 37.ayette “Arapça bir hüküm olarak” indirdiğini bildirmiştir. Bu ayetin tefsirinde hükmün sadece Arapça metinden çıkarılabileceği, başka dillere yapılan çevirilerden hüküm çıkarılamayacağı bildirilir.
Mealler arası görülen farklılıklar da başka bir sorun. Bunların hepsi tefsir ilmine olan ihtiyacı gösterir. Tefsir İlmi,Kur’an’ın mânalarının açıklanmasını ve ondan hüküm çıkarılmasını öğreten ilimdir. Bu ilim için;
Sarf, nahiv ve belâgat denilen Arapça dil bilimleri,
Esbab-ı nuzül yani ayetlerin iniş sebepleri,
Muhkem-müteşâbih yani manası açık olan veya yorum gerektiren ayetlerin bilgisi
Hadis ve tarih gibi rivayet ilimleri
Mantık ve fıkıh usulü gibi yöntem bilimleri kullanılmaktadır.”
Başka ilimleri öğrenirken yardıma, bir öğretmene ihtiyaç duyan insan nedense sıra Kur’an ilmine gelince hepsini tek başına anlayabileceğini düşünür. Rasulullah (sas) yeri geldiğinde ayetleri ashabına dahi açıklamıştır. Hadis kitaplarında “tefsir” bölümleri bulunmaktadır.
Her devre ve duruma hitap eden (evrensel olan) Kur’an hükümlerini, işin ehli insanların yardımı olmadan yorumlamak, kişinin sadece kendi nefsinden yapacağı bir yorum olacaktır.
Bu konuda rastlanılan diğer bir ilginç durumda şu;
Ateist olduğunu söyleyip Kur’an’ı okuyan ve hükümlerini eleştirenler. (Haşa) Allah’ın olmadığına inandığını söyleyen birinin, O’nun tarafından gönderildiği söylenen Kur’an’ı okuyor olması zihninin, kalbinin bir yerlerinde “Bir yaratıcı inancının olduğunun göstergesidir. Aksi taktirde “(Haşa) Allah yok. O zaman kitap da yok.” deyip Kur’an’ı ve hükümlerini umursamamaları gerekirdi. .” Kim bilir belki de bir şeylere öfkelenip, öfkesini (haşa) Allah (cc)’a ve O’nun Kur’an’ına yönlendirmiştir.
Reçete 2:
a) Meal okuyorsak bunun Kur’an’ın bizzat kendisi olmadığını bilip gerektiğinde tefsir kitaplarına, hocalarına başvurulmalıyız.
b) Kur’an’ın hak kitap olduğunu gösteren hem içerik hem de okunuşundaki mucizevi yönleri üzerinde durulmalıdır. Hak kitap olduğunu fark eden kişinin, anlayamadığı bir şey olduğunda Kur’an’a yaklaşımı “Böyle şey mi olur?” şeklinde değil “Acaba bunun hikmeti ne? Rabbim ne anlatmak istiyor?” diye düşünüp araştırmaya yönelme şeklinde olur.
[1] Kur’an’ın mucizevi bilgilerinden biri: Arapçada “Alak”, yapışma, asılma vb. anlama gelir ki oluşan zigot ana rahmine yapışıp asılmaktadır.
Konu güncel ve derin bir yarayı işlemiş ancak uzun bir yazı olmuş. Kısa kısa olursa daha işlevsel olacak gibi. Emeğinize sağlık.
Teşekkür ederim.Kısaltmayı ben de düşündüm ama konunun önemine binaen bu şekilde kalmasına karar verdim.
Şuan en fazla üzerinde düşünülmesi ve durulmasi gereken konulardan biri.
Tesbitler cok guzel.Yazinin bölümleri bitince kisa ve net çözüm onerileri verilirse sanırım istifade orani da artar.Tebrikler.
Teşekkür ederim.Evet yazı serisi sonunda inşaAllah bunu yapmaya çalıştık.
Başlık çarpıcı , elinde rengarenk çiçeklerle etrafı gözlemleyen sorular dünyasındaki çocuk resmine birkaç saniye bakınca… 2 yazıda farklı bir bakış açısıyla irdelenmeye çalışılmış.Kaleminize sağlık
Günümüzde daha çok ateist söylemlere nasıl cevap verilebilirin üzerinde duruyoruz.Bu da gerekli.. Bu yazılarda dediğiniz gibi biraz farklı bir açıdan ele alıp daha çok arka planı irdelemeye çalıştık.
Teşekkür ederim.
Hassa konu sağlam tespitler ve güzel öneriler…
Kaleminize,emeğinize, yüreğinize sağlık canım hocam ❤️
Elhamdülillah..Teşekkür ederim.Rabbim hayırlara vesile eylesin 🙂
Sevgili Hocam ta 2024 yılının Ağustos ayı ancak okuyabiliyorum muhteşem haklısın insanı düşündürecek şeyler ne yazık ki düşünse de anlayıp bir yere koyan yok
Allah razı olsun. Ümitsizlik yok inşaAllah Ayşenur hanım.Hep birlikte bu yolda devam inşAllah.