
3.grup ateistler;dünyada yaşanan veya şahsi hayatlarında yaşadıkları bazı olaylar, sıkıntılar neticesinde sabredemeyerek kızıp ateist olanlar
Kur’an’da, dünyadaki hayat akışının nasıl olacağına dair Yaratıcının verdiği bilgiler mevcuttur. Sünnetullah dediğimiz bu akış şeklinin haricinde, kendi nefsimize uygun bir hayat akışı tayin etmeye kalktığımızda, sorunlar karşısında isyan edip yolumuzu şaşırma hallerine girebiliyoruz.
Ne demek istiyorum;
Kur’an’da, insanoğlunun (kendi veya etrafındakilerin) yaptığı hatalardan kaynaklı yada imtahan sırrı gereği, başına bazı musibetlerin gelebileceğinden, bunlara sabredenler için de bazı müjdeler olduğundan bahsedilir.(Bakara 155-157.ayetler)[1]Yani kişinin başına gelebilecek musibet gerçeği sürpriz değildir. Ayetlerde bunun olabileceği bildirilmiştir.
“Hayatımda sıfır problem olmalı” mantığındaki insanoğlu, karşılaşabileceği musibet, sıkıntı gerçeğini görmemezlikten gelip gösterdiği sabırsızlıkla isyan boyutuna girebilmekte.Ve maalesef bu isyan en uç noktada dinden çıkmaya, ateizme kadar varabilmektedir.
İşin ilginç tarafı yaşanan çoğu musibetin kökenine indiğimizde aslında sıkıntının, Allah(cc)’ın o konu ile ilgili koyduğu sınırları çiğnemekten ya da yapılmasını istediği şeyleri yapmamamızdan kaynaklı olduğunu görürüz. Yani çoğu musibet, Allah(cc)’ın insanın muhafazası için koyduğu farz-haram, sevab-günah sınırını aşması kaynaklıdır.(Ki Şura suresi 30.ayet de bu konu ile ilgilidir.)
Bu konuda birkaç örnek verelim:
1)Dünyadaki fakirlik; nedeni zengin Müslümanların zekatlarını, sadakalarını gereği gibi vermemeleridir. Bu konuda 2019 TDV başkanı Mehmet Savaş Polat Hocamızın, islam alemi tarafından zekat emrinin hakkıyla yerine getirilmesi halinde dünyada açlığın olmayacağına dair yaptığı açıklamaları delil gösterebiliriz.[2]
2) Ülkeler arası savaşlar; nedeni, büyük oranda, petrolü, yer altı madenlerini elde etme vb. gibi nedenlerle ortaya çıkan dünya hırsı
3) Eşler arası veya anne-baba ve çocuklar arası sorunlar; bunlara sebebiyet veren de, iletişimde, Allah(cc)’ın koyduğu kurallara riayet yerine kendi nefsimize, egomuza uygun hareket etmemizdir. Mesala Kuran ve sünnette geçen;
eşlerin birbirinin sukunet ,merhemet ve muhabbet vesilesi olması ,
eşlerin Allah’ın emaneti olması,
karşılıklı konuşurken ses yükseltmemek gerektiği,
birbirimizde kusur aramamak gerektiği,
birbirimizle alay etmememiz gerektiği vb. daha nice aile huzuruna vesile olacak kaidelerin ciddiye alınmaması sorunlara sebebiyet vermektedir.
Görüldüğü gibi sıkıntısını yaşadığımız ne varsa herbirine dair ya ayetlerde ya da hadislerde mutlaka bir uyarı var.
Allah’ın koyduğu sınırlara kendisi ya da etrafındakiler riayet etmeyince ortaya çıkan sorunlar için, insanın Allah(cc)’a isyan bayrağını çekmesi ne kadar doğrudur?
Reçete 4:
Burası dünya.. “Sıfır problemli bir hayat” burada mümkün olmuyor. İster kendi ellerimizle sebebiyet verdiklerimiz ister imtahan sırrı ile başımıza gelen sıkıntılar olsun -ki bunlarında mutlaka bir hikmeti var- hayatta hep birşeylere sabretmek zorunda kalıyoruz. Yeri geldiğinde bir yakınımızın vefatına, yeri geldiğinde korkularımıza yeri geldiğinde söylediğimiz yalanın hayatımızda sebebiyet verdiği sıkıntılara…sabır göstermek zorunda kalıyoruz.
Demekki “sabır” denilen bir gerçek var hayatta.. “Sabrın” varoluşu dahi bu dünyada bir takım sorunlarla karşılaşacağımızın bir göstergesidir. O halde bize düşen “sabır” denilen şeyin ne olduğunu, hayatımıza yansımasının nasıl olması gerektiğini öğrenmektir. Nerede, ne kadar sabır? Efendimiz(as)’ın hayatında bunların ölçüleri çok güzel görülür. Ne dersiniz öğrenmeye değmez mi?
Sabrı ayrı bir yazıda ele alacağız inşaAllah..Ancak burada şunu söylemek isterim; sabır,olduğu yerde hiçbir şey yapmadan oturmak değildir. Sıkıntılar karşısında Allah(cc)’ın verdiği kabiliyetleri kullanarak çözüm için çaba sarfetmek ve bu esnada Allah(cc)’a güvenmekten vazgeçmemektir.
Buraya kadar bahsettiğimiz, ateizmi bu üç nedenden biri sebebiyle tercih ettiğini söyleyen yavrularımıza şunu söylemek isterim;
Bu kadar yormayın artık kendinizi. Zihninizin, kalbinizin kıyısına köşesine saklamaya çalıştığınız imanınızı özgür bırakın. Göreceksiniz nasıl da rahatlıyacaksınız..
4)4.grup ateistler; sosyal medyanın, çevrenin özellikle de arkadaşlarının etkisiyle, sırf “çok havalı ya da moda” diye ateizmin ne olduğunu dahi bilmeden ateist olduğunu söyleyenler.
Bu durumun bir göstergesi olan 2013 yılında yapılmış ama hala geçerliliğini koruduğunu düşündüğüm ilginç bir araştırmayı [3] dikkatlerinize sunuyorum;
SEKAM’ın yani “Sosyal, Ekonomik ve Kültürel Araştırmalar Merkezi’nin” yaptığı “Gençlik Araştırması”, Türkiye’de “kavram karmaşası” ve “kafa karışıklığı”nın ciddi boyutlara ulaştığını ortaya koydu. Araştırma sonuçlarına göre, kendisini “ateist” olarak tanımlayan gençlerin önemli bir bölümü Allah’a inanıp, namaz kılarken, “İslamcı” gençlerin bir bölümü hiç namaz kılmadığını belirtti…
ATEİST GENÇLERİN YANITLARI ŞAŞIRTTI “Allah’ın varlığına inanma durumunuz nedir?” şeklindeki soruyu, farklı siyasi görüşlerden gençlerin yüzde 100’lere varanı “Kesinlikle inanırım”, “İnanırım” seçeneklerini işaretledi. Ankete katılan 5 bin 541 gençten “Ateist” kimliğini kendisine uygun bulan 160 gencin verdiği yanıtlar ise şaşırttı.
Bu gençlerin yüzde 61’i “Allah’ın varlığına kesinlikle inanırım”, yüzde “18’i “inanırım”, yüzde 13’ü “şüpheliyim”, yüzde 9’u ise “inanmam” seçeneğini işaretledi.
Yani ateist olduğunu söyleyenlerin % 79’u Allah(cc)’a inandığını söylüyor. Gerçekten büyük bir kafa karışıklığı.
Kiminle arkadaşlık ettiğimizin önemine dair de şu araştırmayı paylaşmak isterim;
“ Çalışmalarını ABD’deki Northwestern Üniversitesi’nde sürdüren bir grup bilim insanının teorisine göre beynimiz en çok vakit geçirdiğimiz insanlarla aynı çalışıyor. Beynin elektrik sinyallerinin senkronizasyonu üzerine çalışan nöroloji uzmanı Prof. Dr. Moran Cerf ve ekibi, birlikte zaman geçiren insanların beyin dalgalarının da zamanla ‘benzer’ görünmeye başladığını belirledi. Prof. Cerf’e göre, zamanla gelişen bu ‘beyin ikizliği’, sosyal olduğu kadar duygusal ilişkilerde de oluşabiliyor. Prof. Cerf, çalışmalarının sonucunu ise şöyle açıklıyor: “Hayatta alınabilecek en doğru karar, kiminle vakit geçirdiğinizi akıllıca seçmek olur.” (hürriyet.com.tr- 5 Mart 2018 tarihli haber)
Konunun özeti diyebileceğimiz şu hadis-i şerifinde ne güzel buyurmuş Efendimiz (as):
–“İnsan, dostunun dini üzeredir. O halde her biriniz dost edineceği kişiye dikkat etsin!”
( Ebû Dâvûd, Edeb 16; Tirmizî, Zühd 45)
Sosyal medyanın, çevrenin etkisiyle sırf “çok havalı, moda” diye ateist olduğunu söyleyen hatta bütün ateist olduğunu söyleyen yavrularımıza şunu söylemek isterim;
Ahir zamanda genç olmak zor biliyorum..Nefsinizi okşayan o kadar çok şey varki.. “Bunların arasında iman kimliği ile ayakta durmak zor” diyorsunuz. Zor ama imkansız değil. Eğer Allah(cc), sizi bu zamanda genç olarak varettiyse demekki siz bunu yapabilecek kapasiteye sahipsiniz. Bu devirde “Allah’ın, yeryüzünde düzeni sağlama vazifesini verdiği “halifesi” olabilecek kapasiteniz var demektir. Artık küçük işlerle uğraşmaktan vazgeçme vakti gelmedi mi?
Kısacası şu veya bu sebeple kıymetini henüz anlayamadığınız “iman kimliği”, inanın diğer her türlü kimlikten daha havalı. Özellikle de ölüm anında..Nereden mi biliyorum?
Gassallarla (ölü yıkayıcılarıyla) konuşun siz de anlarsınız.
[1] Bakara Suresi 155-157:
155. Andolsun ki sizi biraz korku ve açlık; mallardan, canlardan ve ürünlerden eksilterek deneriz. (Ey Peygamber! ) Sabredenleri müjdele !
156. O sabredenler, kendilerine bir musibet geldiği zaman: . “İnna lillahi ve inna ileyhi raciun” (Biz Allah’ın kullarıyız ve biz O’na döneceği) derler.
157. İşte Rablerinden salavat ve rahmet hep onlaradır. Ve doğru yolu bulanlar da onlardır.
[2] TDV Genel Müdürü Mehmet Savaş Polat’ın,İslam alemi tarafından zekat emrinin hakkıyla yerine getirilmesi halinde bunun nelere vesile olacağını gösteren açıklamaları dikkate değer. (26 May 2019- islamianaliz.com)
[3] Araştırmanın ayrıntısı için: yenisafak.com “Ateistlerin yüzde 61’i Allah’a inanıyor.” haberi (23.11.2013)
İlk Yorumu Siz Yapın