Elimdeki Nimet, Nimet mi Nikmet(Ceza) mi?

Dünyada imtahana tabi tutulmak denildiğinde çoğumuzun aklına genellikle sadece fakirlik, hastalık gibi olumsuzluk yüklediğimiz kavramlar gelir. Halbuki Kur’an, nimetlerle, hayırlarla da imtahan olacağımızı haber vermektedir;

Her nefis ölümü tadacaktır. Sizi bir imtihan olarak hayır ile de şer ile de deniyoruz. Ancak bize döndürüleceksiniz. (Enbiya 35)

Nihâyetinde her bir nefis ölümü tadacaktır. Bu, mecbûri bir istikâmet, kaçınılmaz bir sondur. Ancak Allah Teâlâ, yaşadıkları müddetçe insanları hem fakirlik, hastalık, acılarla, hem de zenginlik, lezzet ve sevinçli hallerle dener, imtihan eder. Çünkü Allah Teâlâ böylece kimin sabrettiğini ve kimin şükrettiğini ortaya çıkarmak ister.[1]

Nimet ile imtahan konusunda içine düşülen bazı hatalı düşünce şekilleri vardır ki bunlardan biri de, verilen nimetlerin kişinin iyi veya kötü olduğu veya Allah katındaki değerinin bir göstergesi olduğu düşüncesidir. Halbuki durum hiç de böyle değildir;

İnsana bir zarar dokunduğunda bize yalvarır. Sonra ona tarafımızdan bir nimet verdiğimizde, “Bu, bana ancak bilgim sayesinde verilmiştir” der. Hayır, o bir imtihandır. Fakat onların çoğu bilmezler. (Zümer 49)

“Bu ayet-i kerimeden de anlaşıldığı üzere; dünyada verilen nimetler, kişinin iyi ya da kötü olduğunu; Hak katında makbul bir insan olup olmadığını gösteren bir ölçü değildir. Cahiller kendilerine verilen nimetleri, Allah indinde makbul kimseler olduklarının alâmet ve delili zannederler. Bu düşünce yanlıştır. Çünkü dünyada verilen nimetler ikram olsun diye değil, imtihan için verilmektedir. Zira herkes bilmektedir ki, Allah’ın nice makbul kulları yoksulluk içindeyken, nice azgın kimseler nimetler içinde yüzmektedir.”[2]

Kur’an’da bu konuda örnek verilen başlıca kişi Karun’dur. (Kasas Suresi 76-82) Zira Karun, kendisine verilen nimetlerle(anahtarlarını güçlü bir topluluğun dahi zor taşıyacağı hazinelerle) şımarmış, kibirlenmiş, bu ayette geçen ifadeyi aynen o da söylemiştir. “Bu servet ancak, bende mevcut bir ilimden ötürü bana verilmiştir”..  Sonunda da sarayıyla birlikte yere batırıldığı ayetlerde bildirilmiştir.

Burada Kur’an’da geçen “istidrac” kavramından bahsetmek gerekir. İstidrac; “Allah Teâlâ’nın bazı insanlara, bir kısım günah ve azgınlıklarına rağmen mühlet tanıması, hatalarından dönmemeleri halinde ise iyice şımarmaları için bol nimetler vermesi, helak olma derecesinin en üst noktasına çıktıklarında ise, onları oradan helak uçurumuna yuvarlaması” mânasındadır. Harama batmış olmasına rağmen nimetler içinde yüzen kişi bu nimetlerin kendisi için bir lutuf değil, bilakis helakine sebep olduğunu fark edemez.[3] (Araf 182, Enam 44, Kalem 44)

Konu ile ilgili Efendimiz(as) da şöyle buyurmuştur;

 “Allah Teâlâ’nın bir kula günah işlemesine rağmen dünyada sevdiği şeyleri ihsanda bulunduğunu görürseniz bilin ki o istidracdır.” Hz. Peygamber sonra şu ayet-i kerimeyi okudu: “Kendilerine hatırlatılanları unuttuklarında, onlara her şeyin kapısını açtık. Nihayet kendilerine verilen nimetlere sevinip zevke dalınca onları azabımızla ansızın yakalayıverdik. Hemen ümitsizliğe kapılıp şaşkına döndüler.” (Enâm, 6/44) (Ahmed b. Hanbel, IV, 145).

O halde nimetler karşısında kula düşen, bunları kendinden bilip şımarmak değil, verilen nimetleri Allah(cc)’dan bir imtahan vesilesi olarak bilip kendisinden istenen şükrü eda edebilmektir.

Elde ettiğimiz dünya makamları, zenginlik, kabiliyetlerimiz, ibadetlerde sebat ediyor olabilmek hatta Allah(cc) yolunda yaptığımızı düşündüğümüz bütün salih ameller,..verilen bütün nimetler bizim için bir imtahan sorusudur. Bunları kendimizden bilip kibirleniyor, Allah(cc)’ın gönderdiği uyarıları almamakta diretip hatamız üzerinde ısrar ediyorsak ve hala daha nimetler içinde yüzüyorsak istidrac içindeyiz demektir.

Bu nimetleri sadece Allah(cc) dan bilip, hata yapmış olsak da O’nun gönderdiği uyarıları alarak geri dönüp, helal dairede kalarak şükredebilmemiz ise berekete, selametle artışa vesile olacaktır. (İbrahim 7) 

“Sonra elbette onlara önlerinden, arkalarından, sağlarından, sollarından sokulacağım ve sen onların çoklarını şükredenlerden bulmayacaksın.” (Araf 17) 

Verilen nimetler konusunda şeytanın üzerimizdeki oyunlarının bozulmasına ve istidraca düşmeden şükürle, nimetlerin bereketlenmesine vesile olacak kulluk nasib olsun cümlemize.. Amin..


[1] Prof.Dr. Ömer Çelik; Enbiya 35.ayet tefsiri

[2] Prof.Dr.Ömer Çelik ; Zümer 49.ayet tefsirinden derleme

[3] Prof.Dr. Ömer Çelik; Kalem 44 ve Araf 182.ayet tefsirlerinden derleme

2 Yorum

  1. Hafize İpekli Göktaş demiş ki:

    Selam Değerli Yazarımız; Herzamanki gibi konu seçimi gayet ihtiyaci bir mevzu
    Başarılarının devamını lutfetmesini Yüce Allah c.c.’dan temenni ederim…

    Kasım 1, 2025
    Yanıtla
    • admin demiş ki:

      Allah razı olsun kıymetli hocam. Rabbim hayırlarda hizmet ettirsin cümlemizi.

      Kasım 4, 2025
      Yanıtla

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir