Ölümünüz ve Hayatınız Nasıl Olsun İstersiniz Efendim?

Kur’an’da dayyib (temiz) oluşundan bahsedilen kavramlardan ikisi de; ölüm (Nahl 32) ve hayat (Nahl 97) kavramlarıdır. Bu kavramların açıklamasına geçmeden önce dikkatinizi çekmek istediğim husus, aynı sure içinde bulunan bu iki kavramdan (tam tersi olması beklenirken) ölümün önce, hayatın sonra geçiyor olmasıdır. 

Bazı kaynaklarda hadis, bazılarında ise  Hz.Ali(ra)’ye ait olduğu söylenen “İnsanlar uykudadır, ölünce uyanırlar.”ifadesini andırıyor sanki.. “Asıl hayat ölümle başlar. Bir oyun ve eğlenceden ibaret olan dünya hayatı sizi kandırmasın. Ona göre hazırlıklı olun.” Allahu Alem…

Dayyib Ölüm:

Nahl 31,32:Girecekleri yer, zemininden ırmaklar akan adn cennetleridir; orada diledikleri her şeye sahip olacaklar. Takvâ sahiplerini Allah böyle ödüllendirecektir. Onlar(takva sahipleri), meleklerin, “Selâm size; yaptıklarınıza karşılık girin cennete!” diyerek mutluluk içinde (dayyib şekilde) ruhlarını teslim alacağı kimselerdir.

“Allahü teâlâ, bu âyet-i celilede müttaki kullarına âhirette vereceği nimetleri bir kere daha beyan ediyor. Müttakilere, imanlarının ve güzel amellerinin karşılığı olarak içinde ebedi olarak kalacakları cennetler verilir. Öyle cennetler ki, köşklerinin altından baldan ve sütten ırmaklar akar. Orada ne dilerlerse kendilerine verilecektir. Allah muttaki kullarını işte böyle mükâfatlandırır. Allah’ın dostları olan muttaki kullar dünya hayatını terk edip âhiret yolculuğuna çıkarken Azrail (aleyhisselâm) kendilerini incitmeden ruhlarını pâk ve asude bir şekilde alır. Ölümün acısını asla hissetmezler. Bu esnada cennetle müjdelenirler, böylece onlar bütün cennetleri ve hallerini müşahede ederler.”[1]

Buhari’de geçen şu hadis-i şerif de konuya açıklık getirir mahiyettedir;

Peygamber(as)şöyle buyurmuştur:

-“Her kim Allah’a kavuşup görmeyi arzu eder severse, Allah da ona kavuşup görmeyi sever. Her kim de Allah(cc)’a kavuşmaktan hoşlanmazsa, Allah(cc) da ona kavuşmaktan hoşlanmaz.”

Aişe(rah) yahud Peygamber hanımlarından biri:

(Ya Rasulallah!) Bizler ölümden elbet hoşlanmayız! dedi.

 Peygamber(as):

-“Ölüm sizin bildiğiniz gibi değil, lakin şöyledir : Mümine ölüm hali gelince, Allah(cc)’ın o kuldan razı oluşu, Allah’ın ikram ve ihsanı ile müjdelenir. Bu müjde üzerine artık mü’mine (ölüm gibi) kendisini karşılayacak hallerden daha sevimli bir şey olamaz. O anda mü’min Allah’a kavuşmayı arzu edip ister, Allah da mü’min kuluna kavuşmayı sever. Fakat kafir öyle değildir….[2]

Görünen o ki; ölümden korkmak normal bir şeydir. Allah(cc)’ın razı olduğu müttaki kullara(Al-i İmran 15) ise, bu esnada aldığı müjdelerle artık ölüm sevimli görünür. Canı, dayyib bir şekilde alınır.

Dayyib Hayat:

 Nahl 97: Erkek veya kadın, kim mümin olarak salih amel işlerse, onu mutlaka dayyib (güzel,temiz) bir hayat ile yaşatırız. Ve mükâfatlarını, elbette yapmakta olduklarının en güzeli ile veririz.

Bu ayetteki “hayat”  ile kastedilenin kabir veya cennet hayatı olduğu yorumunu yapan alimler varsa da tefsirlerde, çoğunluğun “dünya hayatının” kastedildiği görüşüne sahip olduğu görülür.

Ayette geçen sâlih amelden maksat, riya, kibir ve gösterişten uzak, Allah’ın rızası gözetilerek yapılan amel demektir. Ayette ”mü’min olarak” kaydı getirilmiştir. Çünkü kâfirlerin amellerine itibar edilmez, onlar iyi amellerinden dolayı sevap elde edemezler.[3]

Cenâb-ı Hak, kulluk sözünde duran, her türlü ahitlerini yerine getirmeye çalışan ve yaptığını Allah rızâsına uygun bir şekilde doğru ve güzel yapan kullarına dünyada bile pek hoş, huzurlu ve güzel bir hayat müjdelemektedir. [4]

Bir başka ayette de[5], iman edip (namaz ve zekat başta olmak üzere) salih amel işleyen kullar için geleceğe dair korku, geçmişe dair hüznün olmayacağı bildirilmiştir. 

Konuya biraz daha açıklık getirecek olursak Mü’minin dünya hayatının dayyib (güzel ) olmasının bazı sebepleri şunlardır[6];

1)Mü’min, rızkının ancak Allahü teâlâ’nın takdir ve tedbiri ile meydana geldiğini ve Allah’ın sadece doğruyu yapan, kerim ve lütufkâr bir ilah olduğunu bilir. Bu bilinçle gereğinden fazla hırstan uzak bir şekilde kanaatkar olur.

2)Mü’min, çeşitli belâ ve musibetlerin olabileceği ihtimalini aklında bulundurur. Bunlarla karşılaştığında da gösterdiği sabır (Allah’a güvenmekten vazgeçmeme) ile elde edeceği dünyevi ve uhrevi kazançların bilincindedir. 

(“Manevi Hayatımızın, Maddi Hayatımıza (Dünya Hayatımıza) Etkileri” isimli yazı için tıklayınız)

3)Mü’min, dünyanın, ahiretin tarlası olduğunu bilir. Ölüm gelmeden önce  salih amel işlemek için imkan gözler. Dünyaya gereğinden fazla anlam yükleyip, onu kıymetlendirmez.

4)Mü’min, Allah(cc)’ın kendisine yüklediği halifelik (yeryüzünü imar etme) vazifesininin gereklerini yerine getirerek başta “insan” olmak üzere varlığın (hayvan, bitki..) maddi manevi selameti için çalışır. Bu ulvi vazife, küçük dertlerde boğulmasını engeller.

Burada akla şu sorular geliyor; (özellikle günümüzde) hayatımızda bir türlü huzuru yakalayamıyorsak, sürekli korku, hüzün halindeysek acaba, Allah rızası için yaptığımızı söylediğimiz ibadet ve diğer salih amellerimizde bir sorun mu var? Niyetlerimizde  “Allah rızası”ndan sapma mı söz konusu? Mesela rızkı isteyişimizin nedeni, Allah rızası için zekat ve sadaka vazifelerimizi yerine getirebilmek değil mi? “Para kimdeyse güç onda(!)” zihniyetine mi büründük?  

Anlaşılan o ki bu ayet-i kerimelerin üzerimizde tecelli edebilmesi için mü’minler olarak tekrar “fabrika ayarlarımıza” dönmemiz gerekiyor. Ramazan-ı şerif’in manevi ikliminde, bunun bizlere kolaylıkla nasib olması duasıyla..


[1] Semerkandi ve Fahrettin Razi; ilgili ayetin tefsirinden derleme

[2] Buhari; Kitabu’r-Rikâk 41 (Mehmet Sofuoğlu; Sahih-i Buhari ve  Tercemesi c.14 s.6427)

[3] Ruhu’l Beyan; ilgili ayetin tefsiri

Kafirlerin iyi amellerinin ahiret açısından boşa gidişini şöyle bir benzetme ile açıklayabiliriz;

Temeli bozuk bir bina düşünelim. Bu bozuk temelin üzerine ne kadar sağlam katlar yaparsak yapalım bina sağlam değildir, çöker. “İman” temeli olmayan iyi ameller de bu bina gibidir. Temeli sağlam olmadığı için ahiret açısın dan kıymeti yoktur.

[4] Prof.Dr. Ömer Çelik. Hakkın Daveti Kur’an-ı Kerim Meali ve Tefsiri; ilgili ayetin tefsiri

[5] Bakara 277

Bu ayette geçen “havf” geleceğe dair korku, “hüzn” geçmişe dair hüznü ifade eder.

[6] Fahrettin Razi; ilgili ayetin tefsirinden istifade edilerek düzenlenmiştir.

İlk Yorumu Siz Yapın

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir