Günümüzde müslüman aileler olarak, pek çok konuda olduğu gibi evlat yetiştirme, aile içi iletişim gibi konularda dahi gerekli bilgileri maalesef sadece batılı kaynaklardan almaya çalışır hale geldik. Her konuda olduğu gibi bu konuda da müslümanca bir bakış açısı kazanmamız gerekir ki bunun için elbette ilk etapta ilgili ayetlere ve hadislere bakılmalıdır.
Bu yazıda (ve bundan sonraki iki yazıda) Kur’an’da ebeveyn-çocuk ilişkisi ile ilgili bazı ayeti kerimelerden bahsedeceğiz ki bu ayetlerin tefsirine çok fazla girmeden, genel olarak alabileceğimiz mesajlar üzerinde durmaya çalışacağız inşaAllah;
1)Hz. Meryem’in annesinin (İmra’nın karısı), çocuğu doğmadan önce hayra yönelik bir niyet almış olması
Hani, İmran’ın karısı, “Rabbim! Karnımdaki çocuğu sırf sana hizmet etmek üzere adadım. Benden kabul et. Şüphesiz sen hakkıyla işitensin, hakkıyla bilensin” demişti. (Al-i İmran 35)
Kur’an’da Hz. Meryem’e verilmiş iki önemli vasıf bulunmaktadır; sıddık (Maide 75), kadınlar alemine üstün kılınışı (Al-i İmran 42)
Sıddıkiyet, genellikle peygamberlikten sonraki makam olarak görülür. “Kaşani’ye göre Hz.Meryem’in sıddık oluşunda annesinin halis bir niyete sahip olmasının da etkisi vardır. Zira annenin aldığı gıdalar karnındaki çocuğun bedeninde etkili olduğu gibi niyeti ve nefsinin halleri de çocuğun maneviyatı üzerinde etkili olur.”[1]
Dolayısıyla çocuk henüz doğmadan helal ve temiz lokma yemek kadar çocukla ilgili niyetlere ve nefis terbiyesindeki konuma da dikkat edilmelidir.
“Evin neşesi olsun, büyüyünce bize baksın…”gibi niyetlerle mi çocuk yetiştirmek yoksa bu dine, islam alemine helal dairede hizmet edecek bir kul daha olsun..” gibi niyetlerle mi çocuk yetiştirmek..
2)Hz. Meryem’in annesinin, mabede (Mescid-i Aksa) hizmet etmesi için istediği erkek çocuk yerine kız çocuk dünyaya gelmesiyle birlikte söyledikleri ve duası
Onu doğurunca, “Rabbim!” dedi, “Onu kız doğurdum.” -Oysa Allah, onun ne doğurduğunu daha iyi bilir- “Erkek, kız gibi değildir. Ona Meryem adını verdim. Onu ve zürriyyetini kovulmuş şeytandan senin korumana bırakıyorum.” . (Al-i İmran 36)
“Âyet-i kerimedeki “-Oysa Allah, onun ne doğurduğunu daha iyi bilir- ifadesi, İmran’ın karısının doğurduğu kızın, hayalinde canlandırdığı ve adadığı erkekten daha hayırlı olacağına işaret etmektedir. Çünkü bu kız, Hz. İsa’nın annesi olacaktır.”[2] Sıddıklık makamına sahip olacak ve kadınlar alemine üstün kılınacaktır. Bu da bize göstermektedir ki; doğacak çocuğun cinsiyetinden çok kulluğunu ve Allah(cc)’ın dinine nasıl hizmet edebileceğini dert edinmek gerekir.
Ayette dikkat çeken diğer bir husus Hz.Meryem’in annesinin yaptığı dua; “Onu ve zürriyyetini kovulmuş şeytandan senin korumana bırakıyorum.” Bu da bize, evlatlar ve onlardan gelecek zürriyyet için dua edilmesi gerektiğini, özellikle de ezeli düşmanımız şeytandan korunmaları hususunda dua edilmesi gerektiğini gösterir.
3) Zekeriyya (as)’ın temiz zürriyyet için dua etmesi
Orada Zekeriya Rabbine dua etti: “Rabbim! Bana katından temiz bir zürriyet bahşet. Şüphesiz sen duayı hakkıyla işitensin” dedi. (Al-i İmran 38)
4) Yaratanın Allah(cc) olduğunu bildiği için O’ndan sağlıklı evlat istemek, çocuk doğduktan sonra ise başka şeyleri çocuk hakkında Allah ( cc)’a eş koşmak
Allah, sizi bir tek nefisten yaratan ve kendisi ile huzur bulsun diye eşini de onun cinsinden var edendir. (İnsan) eşiyle birleşince eşi hafif bir yük yüklenir (gebe kalır) ve (bir müddet) onu taşır. Gebeliği ağırlaşınca her ikisi de Rableri Allah’a, “Eğer bize iyi ve sağlıklı bir çocuk verirsen, elbette şükredenlerden olacağız” diye dua ederler.
Fakat Allah onlara iyi ve sağlıklı bir çocuk verince de Allah’ın kendilerine verdiği çocuk konusunda O’na ortaklar koşarlar. Allah, onların ortak koştukları şeylerden yücedir.
Hiçbir şeyi yaratamayan, kendileri de yaratılmış olan şeyleri Allah’a ortak mı koşuyorlar? (Araf 189-191)
Zerre kadar Allah inancı olan her anne baba çocuklarının kusursuz bir şekilde dünyaya gelmesini sağlayacak olanın Allah (cc) olduğunu bildikleri için O’na bu konuda dua ederler.
Cahiliye döneminde müşrikler dahi- ki onlarda da Allah inancı vardı.- bunun için Allah (cc)’a dua ediyor ancak çocuk sağlıklı bir şekilde dünyaya geldiğinde putlarına nispeten Abduluzza, Abdullat.. gibi isimler vererek şirk koşmaya devam ediyorlardı.
Günümüzde her ne kadar isim verme konusunda olmasa da farklı şekillerde bu duruma düşme söz konusu olabiliyor. Çocuk doğmadan önce Allah (cc)’ın kulu olduğu gibi doğduktan sonra da Allah (cc)’ın kuludur. Doğduktan sonra sahiplenip bizim kulumuzmuş gibi davranarak Rabbin istediği bir kulluk bilinciyle yetişmesi için çaba sarfetmiyor, kendi nefsimizin istediği şekilde yetişmesi için uğraşıyorsak burada dikkat etmemiz gerekir!
6) Şuayb(as)’ın, kızının tavsiyesine uyup Musa(as)’ı yanına yardımcı olarak alması
(Şuayb’ın) iki kızından biri: “Babacığım! Onu ücretle (çoban) tut. Çünkü ücretle istihdam edeceğin en iyi kimse, bu güçlü ve güvenilir adamdır” dedi. (Kasas 26)
Anne baba, yeri geldiğinde küçümsemeden evlatlarının da fikrini alıp uygulayabilmelidir.
7) İbrahim(as)’ın babasına, güzel bir hitap ve uslubla tevhid dinini tebliğ etmesi, yaptığı tebliği kabul etmeyince de diretmeden kendisi için dua edeceğini söyleyip bırakması[3] (Meryem 41-47)
Demek ki evlatlar da anne babaya güzel bir hitap ve uslubla tebliğde bulunabilir. Eğer tebliğ kabul etmiyorlarsa da kabalaşmadan bırakıp haklarında dua etmek gerekir.
(Babasına tebliğ sırasında şeytan ile ilgili yaptığı uyarılar da dikkat çekici!)
8) Yakup(as) ve evlatları ile ilgili ayetlerden bazı notlar (Yusuf Suresi)
a)Yusuf (as) ve babası Yakub (as)’ın birbirlerine hitap şekilleri (Babacığım, yavrucuğum) ebeveyn- evlat arasındaki hitap şekillerinin yumuşak olması gerektiğini gösterir. (Yusuf 4,5)
b) Annesi veya babası farklı olan kardeşler (ayette bunlar da, Allah(cc) tarafından kardeş olarak addedilmiş) arasındaki bu farklılık, haset başta olmak üzere şeytanın fitne çıkarmak için kullandığı malzemelerden biridir. Bu pozisyondaki ebeveyn evlatlarına, evlatlar da kendi aralarında, şeytanın fitne çıkarmak için kullanabileceği davranışlardan uzak durmalıdırlar. (Yusuf 7-10)
c)Ebeveyn, evlatlarını, olabilecek göz değmelerine(nazara) karşı uyarmalı ve sebepler dairesinde sünnette geçen alınması gereken önlemleri alma konusunda da yardımcı olmalıdır. (Yusuf 67,68)
d)Evlatlar ile ilgili olabilecek sıkıntılar karşısında, evlatları diğer kullara şikâyet etmemelidir. Sorun ne ise maddi manevi çözüm için çaba sarfetmeli ve hüznü Allah(cc)’a arz etmelidir. (Yusuf 86)
e) Her insan için olduğu gibi, var oldukça evlatlar için de her daim ümit var olmalıdır. “Bu yola gelmez, adam olmaz.” moduna girilmemelidir.
9) Anne babanın ahirete imanı olmayan evlatlarına Allah(cc)’a sığınarak tebliğ yapmaları
Anne ve babasına, “Öf size! Benden önce nice nesiller gelip geçmiş iken, beni tekrar diriltilecek olmakla mı tehdit ediyorsunuz?” diyen kimseye, onlar Allah’a sığınarak, “Yazık sana (etme,gel)! İman et, Allah’ın va’di gerçektir” diyorlar, o da, “Bu, eskilerin masallarından başka bir şey değildir” diyordu.
İşte onlar, kendilerinden önce cinlerden ve insanlardan gelip geçmiş topluluklar içinde, haklarında o sözün (azabın) gerçekleştiği kimselerdir. Şüphesiz onlar ziyana uğrayanlardır. (Ahkaf 17,18)
10)Nuh(as)’ın oğlunun iman etmemiş olması (Hud 42,43)
Bazen evlatlar için ne kadar çaba harcansa da imani noktada doğru yolu bulmalarına vesile olunamayabilir. Nuh(as)’un oğlu, çocuklarımızın sahibinin biz değil Allah(cc) olduğunun belkide en belirgin örneklerinden biridir.
Eğer ortada farklı bir sorun, evlada karşı yapılan bir hata yoksa anne babaya düşen başlıca vazife Nuh (as) misali gerekirse son ana kadar uyarmaktır, dua edip sadaka ve istiğfarla Allah(cc)’a sığınarak O’ndan yardım dilemektir.
Son olarak bu ayetlerde, ebeveyn çocuk etkileşiminin sadece dünya hayatı temelli değil ahiret hayatı temelli olduğuna dikkatinizi çekmek isterim. Lokman(as)’ın oğluna verdiği öğütlerden bahsedeceğimiz bir sonraki yazıda bu daha belirgin görülecek inşaAllah.
Çocuğun ahiret hayatını, henüz anne karnındayken (hatta daha da öncesinden) düşünen ve son nefesine kadar da bundan vazgeçmeyen anne baba modelini hedefleyen bir din.
Anne babanın ahiret hayatını da düşünüp dert edinecek evlatlar hedefleyen bir din.
Bunun, ebeveyn-çocuk iletişiminin sadece dünya hayatı boyutunda devam etmesinin yaygınlaştığı şu devirde önemli bir ayrıntı olduğunu düşünüyorum.
[1] Dr. Hatice Çubukçu; “İslam Tasavvufunda Hz. Meryem” isimli makaleden (https://dergipark.org.tr/en/download/article-file/797963)
[2] Diyanet İşleri Meali (yeni) dipnot bilgisi
[3] İlgili bir diğer ayet; Tevbe 113-114
Yazının başında dediğiniz gibi, çocuk yetiştirmek için başvurulan kaynaklar ne kadar yeni çağa hitap etse de psikolojiyi esas alsa da ortaya ideal insan modelini koyamadı. Hayatımız her alanı için Kur’an’ı kaynak olarak kullanmayı öğrenmemiz gerekiyor. Rehberimizi tekrar hatırlattığınız istifadeli bir yazı olmuş. Teşekkür ederiz
Elhamdülillah.. Ben teşekkür ederim Kevserciğim.
KONU ÇAĞLAR BOYU GÜNCEL, AYETLERİN IŞIĞINDA İLERLEMESİ BİR NEFESTE OKUMAYI SAĞLIYOR.
YAZARIMIZA
TEŞEKKÜRLER….
Allah razı olsun kıymetli hocam.
Her daim ayetler ışığında ilerlemek nasib olsun cümlemize.