Bu yazıda, özelde tesettür, genelde farz olan herhangi bir vazifemizi yerine getiriyorken daha sonra hayatımızdan çıkarmamızın olabilecek nedenleri üzerinde durmak istedim.
Manevi hayatımızda meydana gelen depremlerle, ahiret hayatını tehlikeye atma hali olan bu hal, özellikle gençlerimiz arasında çok yaygın hale gelmiş durumda.
Genellikle “özgürleşme” adı altında yapılan tesettürden vazgeçme vb. haller gerçekten özgürleşme mi? Bir müslümanın böyle bir şeye yönelmesinin nedenleri neler olabilir;
1) Manevi motivasyonu canlı tutacak ortam ve insanlardan uzaklaşmış olmak ya da bu tarz ortamlardan tamamen uzak durmak
Online veya yüzyüze artık pek çok imkanların olduğu günümüzde bu tarz ortamlara devam edilmesi kişinin maneviyatının diri kalmasına vesile olur. Bu da farziyatları yerine getirmede ve devamlılıkta yardımcı olur.
2) Tevbe etmeden bırakılan günahların sebebiyet verdiği şeytanların vesveseleri (Şuara 221-222, Zuhruf 36-38)
Daha önceki yazılarımızda da birkaç defa değindiğimiz bu hususun üzerinde özellikle tekrar durmak istiyorum. Çünkü çoğumuz, bu nedenle yaşanmış olma ihtimali yüksek olan sıkıntılarımızın çözümünü sadece maddi boyutta arayabiliyoruz. Doğru yoldan uzaklaşma, hatta dininden şüpheye düşmede de bu hususun etkisi olma ihtimali yüksektir.
3) Değer biçme makamı olarak insanları görmek, değeri insanların yanında aramak
Çevrenin etkisi ile farzları yerine getirmekten vazgeçme halinde, çevreden gelen değersizleştirme çabaları da etkili olabiliyor. Örtülü olduğu için bulunduğu yüksek makama veya evlenilmeye layık görülmeme gibi halleri buna örnek verebiliriz.
Bazen kendimizi veya başkalarını değer biçme makamı olarak görebiliyoruz.
Değerimizi veya başkalarının değerini belirleyecek kriterler, ölümlü, aciz insanoğluna ait olan kriterler değil, Allah(cc)’ın belirlediği kriterlerdir. Değer biçme makamı da elbette sadece Allah(cc)dır. Kendimiz de dahil hiçbir kulu (haşa) Allah(cc)’ın makamına yerleştirmemek gerekir.
Bu konuda Şuayb(as)’ın kendisini değersizleştirmeye, değerini kabilesinin varlığı ile ölçmeye kalkan kavmine karşı tavrını örnek verebiliriz. (Hud suresi 91,92) Kavminin bu tavrını umursamayan Şuayb (as) , verdiği cevapla kendisinin değerini belirleyecek olanın, asıl izzet sahibi Allah(cc) olduğu mesajını vermektedir. Dolayısı ile değersizleştirmeye çalışan kişi en başta Yaratıcısına karşı haddini aşmış olmaktadır.
4) Nefsin haz duygusu ile mutluluğun karıştırılması
Tesettür ya da başka bir farzı yerine getirmekten vazgeçip eğer “Ben böyle daha mutluyum.” diyorsak bilinmelidir ki bu sadece nefsin haz duygusudur. Zira farzların yerine getirilmemesi sadace nefsi ve şeytanı memnun eder. Allah(cc)’ın emirleriyle beslenen “ruh” bundan rahatsızlık duyar. Nefse ve şeytana değil de “ruha” kulak vermek nasib olsun.
Ayrıca kulun gerçekten ne ile mutlu olacağını en iyi bilen de, onu yaratan Allah(cc)dır.
5) Statü artışıyla birlikte ortaya çıkan “ben kendime yeterim” hali ile haşa Allah(cc)’a ihtiyaç duymama modu.
Bu da genellikle “özgüven” ile karıştırılan, dikkat edilmesi gereken bir durumdur.
6)Haramlara karşı hassasiyet zayıflaması veya hiç olmaması
“Ben kendimi muhafaza ederim.” düşüncesiyle haram ortamlarda bulunmayı buna örnek verebiliriz. Zaman içinde maalesef bu da dini hassasiyetlerin zayıflamasına neden olabiliyor.
7) “Tam yapamıyorum bari hiç yapmayayım” düşüncesine sahip olmak
Bu düşünce, nefsin kendini haklı çıkarmak için uydurttuğu bir bahanedir. Aman dikkat!
Öncelikle şunu söylemek gerekir; Allah(cc), kuluna yapamayacağı hiçbir şeyi yüklemez. Kaldı ki bunların hepsi dünya yolculuğumuzda bizlerin faydasına olan şeylerdir.
Bize düşen nefis ve şeytanla mücadeleye devam ederek(-ki bu kabiliyet bizlerde mevcuttur) elimizden geleni yapmaktır.
8)Dini yaşadığını söyleyen kişilerde görülen hataları öne sürmek
Hepimiz ilk etapta kendimizden sorumluyuz. Başkalarının hesabını değil kendi hesabımızı vereceğiz. Onlar için dua edip, kendi yapmamız gerekenlere odaklanmamız elbette en doğru olandır.
9) Sosyal medya fenomenlerini (haşa) ilahlaştırma, onların hatalarını bile alıp hayatına uygulama modu.
Tesettür farzını yerine getirmekten vazgeçen fenomeni baz alarak “ o bile açıldı” mantığı ile hareket etmeyi örnek verebiliriz. O fenomen veya bir başkası doğrunun kriteri değildir. Doğrunun kriteri Kur’an ve sünnettir.
Sırf nefsimizi okşayan bir davranışı yaptı diye bu tarz kişileri yapacaklarımıza kriter almak da o kişilere zulümdür. Bu kişiler için de dua etmelidir.
10) Amellerimizi Allah rızasının haricinde farklı niyetlerle yapmak
Tesettürü moda diye yapmak ya da namazı birilerine hoş görünmek için kılmak gibi farzlara bozuk niyetlerle başlamayı buna örnek verebiliriz.
11) Daha önce bu tarz konularda başkalarını yadırgamış, eleştirmiş olmak
12) Nefsin, (ins veya cin) şeytanların veseveseleriyle “Benim kalbim temiz. Bu yeterli” mantığı ile Kur’an ve sünnette yeri olmayan kendine göre bir din anlayışı üretmek
Kalbin temizliğinin ölçüsünü belirleyen nedir? Varsayalım ki gerçekten çok temiz bir kalbimiz olsun. Kalbi temiz olanlar amelleri yerine getirmekten muaf olsaydı öncelikle en temiz kalbe sahip olan Allah Rasulü (sas) bundan muaf olurdu.
Ürettiğimiz bahaneleri Kur’an ve sünnette herhangi bir yere oturtamıyorsak bilinmelidir ki nefis veya şeytan vesvesesidir.
13) Yaratılış gayesini unutup günü kurtarmanın derdine düşmüş olmak
Allah (cc)’ın halifelik yani yeryüzünü imar etme ile vazifelendirdiği insanın, büyük düşünmekten vazgeçip küçük işler peşinde olmaya başlaması maneviyat zayıflamasına neden olan hususlardan biridir.
14) Tek İlahın Allah(cc) olduğunu “unutup!” kendi hevamızı veya şeytanı da ilah edinmiş olmamız (Ben ve şirk..Ne münasebet! yazısı için tıklayınız. )
Helal daireden çıkıp harama yönelmek ve tevbe etmeden, rahatsızlık duymadan bu yolda sebat etmek “Bizi yaratan, kainatın sahibi Allah(cc)’ın yanında, nefsi(hevayı) veya şeytanı da ilah edinme halidir.” Buna da özgürlük denir mi iyi düşünmek gerekir !
15) “Henüz ölmek için çok erken, nasıl olsa vakit var. Dini görevlerimi ilerde yaparım.” düşüncesine bürünmek
Şems-i Tebrizi’ye ait olduğu söylenen şu söz bu konuda yeterli olur diye düşünüyorum;
“Herkes ölecek yaştadır.”
Son olarak şunları söyleyerek yazıyı bitirmek isterim:
Kaynaklarda “sabır” genellikle üçe ayrılır. Bunlardan ikisi;
“Haramların çekiciliği karşısında sabır ve ibadetlerde sabır.” dır. Sabır; Allah(cc)’a güvenmekten vazgeçmemektir.
Bizi yaratan, bizi bizden daha iyi tanıyan, bedenimizin, ruhumuzun, nefsimizin de sahibi Allah(cc)’ın, yasakladıklarında veya bizden yapmamızı istediği her bir emrinde muhakkak ki hem dünya hem de ahiret hayatımız için pek çok faydalar vardır. Sabırsızlık göstererek haramlara girmekle, ibadetleri yerine getirmemekle veya yaptığımız ibadetlerden vazgeçmekle bu faydaları kaçırır ve sadece kendimize zulmetmiş oluruz.
Bizi bizden daha fazla düşünen Yaradan’a güvenmek, cümlemize kolay olsun inşaAllah..
Gülsercim çok güncel bir konuyu ele almışsın kelmine sağlık canım
Allah razı olsun Emine ablacığım.Rabbim cümlemizi hayırlara vesile eylesin