Bu yazıda, çoğumuzun hafife aldığı ancak aşağıdaki ayet-i kerimeden tevbe edilmesi gereken günahlardan biri olduğunu anladığımız su-i zandan bahsedeceğiz. Ayette geçen diğer iki konuyu başka bir yazıda ele alacağız inşaAllah..
Hucurat 12 :Ey inananlar, zandan çok sakının. Zira zannın bir kısmı günahtır. Birbirinizin gizli şeylerini araştırmayın; biriniz diğerini arkasından çekiştirmesin. Biriniz, ölmüş kardeşinin etini yemeği sever mi? İşte bundan iğrendiniz. O halde Allah’a karşı takvalı olun, şüphesiz Allah, tevbeyi çok kabul eden, engin merhamet sahibidir.
Zan ikiye ayrılır; hüsn-ü zan ve sû-i zan.
“İslâm ahlâk kültüründe bir kimsenin kesin bilgisi olmamakla birlikte başka biri hakkında iyi kanaat beslemesine “hüsn-ü zan”, kötü düşünce ve kanaate sahip olmasına “sû-i zan” denilmiştir. Bu ayet-i kerimede bilhassa su-i izan yasaklanmıştır. Gazzâlî’ye göre ise su-i zan kalp ile gıybettir ve bu dil ile yapılan gıybetten farksızdır; kötü söz gibi kötü zan da haramdır.”[1]
Günümüzde aile içinde, arkadaşlar arası, sokakta, sosyal medyada.. belki de en çok düştüğümüz hatalardan biri su-i zanda bulunuyor olmamızdır. Örneğin 2., 3. şahısların söyledikleriyle hareket edip hiçbir bilgi sahibi olmadığımız olaylar hakkında derinlemesine yorum yapma hakkını kendimizde bulabiliyoruz. Ya da sokakta gördüğümüz, hiç tanımadığımız kişiler hakkında iç alemimizde kalbimizle giriştiğimiz gıybet ile birdenbire olumsuz yorumlar yapar halde bulabiliyoruz kendimizi.
Telefonla aradığımız insanların telefonu biz olduğumuz için açmadığı su-i zannından tutun, çocukların (çocuklukları gereği) yaptıkları hataları anne babalarını kızdırmak için(!) yaptıkları su-i zannına kadar içine düştüğümüz pek çok su-i zan örneği verebiliriz.
Her insan veya konu hakkında yorum yapmaktan vazgeçip yeri geldiğinde gerek dilimize gerek kalbimize konuşma orucu tutturabilirsek su-i zan günahına düşme ihtimalimiz o derece azalır.
Burada su-i zannın kardeşi diyebileceğimiz “yadırgama”ya da dikkat çekmek isterim. Dini kaynaklarımızda, yapılan hatalar karşısında kişileri değil yapılan hatayı yadırgamaktan bahsedilir. Zira kişiyi yadırgamak, kibir kokan “ben asla onun yaptığını yapmam” moduna girmek demektir ki son nefesimize kadar hiçbirimiz için böyle bir garanti bulunmamaktadır. Bu şekilde yapılan kibir kokan yadırgamalarımızın bize dönüşü aynı hatayı yapmadan ölmemek şeklinde olacaktır. İnsanın kendi acizliğini bilerek kötü gördüğü şeylerden sakınması ve başına gelmemesi için Allah’a dua etmesi gerekmektedir.[2]
Peki insan sadece diğer kullar hakkında mı su-i zanda bulunur? Kul bazen Allah(cc) hakkında ya da kendi hakkında da su-i zanna düşebilir;
Ahzab suresi 10.ayette Allah(cc)’a karşı türlü zan içinde olmaktan bahsedilir. Dolayısıyla Allah(cc)’a karşı da hüsn-ü zan ve su-i zanda bulunma söz konusudur.
“İslâmî kaynaklarda kulun ilâhî af ve merhamet konusunda iyimser düşünmesi “Allah hakkında hüsn-ü zan besleme” diye ifade edilir. Bir kutsî hadiste, “Ben kulumun zannının yanındayım; benim hakkımda dilediği şekilde zanda bulunabilir.[3]” buyurulmuştur. Farklı bir rivayette bu hadisin ikinci cümlesi, “Kulum benden hayır beklerse onu görür, şer beklerse onu görür” şeklinde geçer (Müsned, II, 391). Genellikle bu hadis, Allah hakkında hüsn-ü zanda bulunmanın ve O’nun rahmetinden ümit kesmemenin gerekliliğine delil gösterilir. (İbn Hacer, XXVIII, 163). Gazzâlî’ye göre ümitle amel etmek korkuyla amel etmekten daha üstündür; çünkü ümidin temelinde sevgi vardır ve sevgiyle yapılan ibadet Allah katında daha makbuldür.[4] Nitekim bu hususta hüsn-ü zannı teşvik eden öğütler vardır. “Ölmek üzere olan herkes mutlaka Allah hakkında hüsn-ü zan taşıyarak ölsün[5]” meâlindeki hadiste buna işaret edilmiştir (İḥyâʾ, IV, 144-145).” [6]
“Mümin, Rabbini zât ve sıfatlarıyla lâyık olduğu biçimde tanıdığında daha sağlıklı bir Allah (cc) inancına sahip olur. Böylece O’na karşı daima hüsn-ü zan besler.”[7] Bu konuda ayrıntılı bir şekilde Esmaü’l Hüsna bilgisine sahip olmak oldukça önemlidir.[8]
İlahi af ve merhamet konusunda kötümser düşünme, rahmetinden ümitsiz olma hali de Allah(cc) hakkında su-i zanda bulunma olacaktır.
Çeşitli nedenlerle[9] insanda oluşmuş olan Allah (cc)’a karşı su-i zan halinin hüsn-ü zanna dönüşmesinde şu düşünce şekli etkili olabilir:
Allah Rasulü(s.a.s)’nün sahip olduğu özellikleri düşünelim: Merhametli, cömert, adaletli, sabırlı, emin, doğru ve güzel sözlü, güler yüzlü, affedici, ümmetinin her zaman iyiliğini düşünen, sadece Allah(cc) için öfkelenen….ve daha nice güzel özelliğe sahip bir peygamber.
Allah (cc)’ın gönderdiği peygamber bu kadar güzel ise acaba Kendisi ne kadar güzeldir!
İnsanın kendi hakkında su-i zannı ise daha çok başkalarının söylemleri ile kendisiyle ilgili oluşan kötü zanlardır. Zekâsı yerli yerinde olduğu halde öğretmen vb.nin söylemleriyle ömür boyu zekasında sorun olduğu zannında olmak, çeşitli kabiliyetleri olduğu halde anne baba vb.nin söylemleriyle kendisinin beceriksiz olduğunu zannetmek, Kur’an ve sünnet çizgisinde Allah (cc)’a kulluk etme, salih amel işleme çabasında olduğu halde hiçbir işe yaramadığı, bir şey yapmadığı zannında olmak… insanın kendi ile ilgili su-i zanlarına örnek verilebilir.
Kendimizle ilgili bu tarz olumsuz düşüncelerimiz olduğunda kendimize dönüp bakmalı, hatta bize aynalık yapacak kişilerden yardım almalıyız. Acaba bunlar gerçek mi yoksa kendi hakkımızdaki su-i zanlarımız mı?
Kendimizle ilgili bu tarz su-i zanlar, Allah (cc)’ın bize verdiği nimetleri (zeka, beceri, salih amel..) görmemizi engeller ki bu da şükrü engeller. O nedenle kibre düşmeden üzerimizdeki bu tarz nimetleri fark etmek için çaba sarfetmemiz gerekir.
Düştüğümüz su-i zanları inkâr etmeden tevbe edip kalbimizle hüsn-ü zan üzere sohbet edebilmek nasib olsun cümlemize…
[1]TDV İslam Ansiklopedisi “Zan” maddesi
[2] Konu ile ilgili ayrıntılı bilgi için tıklayınız.
[3] Buhârî, “Tevḥîd”, 15, 35; Müslim, “Ẕikir”, 2, 19
[4] Burada şu konuya dikkat etmek gerekir;
Allah(cc)’ın emir ve yasaklarına uyma derdi olmaksızın O’nun rahmetini umarak “Allah nasıl olsa affeder vb.” düşünceler şeytanın, insanı Allah ile aldatması kavramı içine girer.(Fatır 5, Lokman 33)
[5] Müslim, “Cennet”, 81, 82; Müsned, III, 293
[6] TDV İslam Ansiklopedisi “Zan” maddesi
[7] hadislerleislam.diyanet.gov.tr c.3 s.476
[8] Fatma Bayram Hocamızın “99 Esma Sonsuz Mana”isimli kitabına bakılabilir.
[9] Özellikle yaşanan musibetler nedeniyle oluşan Allah(cc)’a karşı su-i zan hali ile ilgili “Nasıl Ateist Olunur?-3” yazısında 3.grup ateistler açıklamasına bakılabilir.
Yüreğine sağlık canım güzel bir konuya deginmişsin❤️❤️
Allah razı olsun Deryacığım.Rabbim yaşamayı da nasib eylesin.❤️❤️
İnsan kendiyle başbaşa kaldığında da yanlışlar yapabiliyor. Kendimize dair su-i zanda bulunduğumuzu hiç düşünmemiştim. Yine istifade ettiğimiz bir yazı oldu elhamdülillah. Allah razı olsun.
Gerçekten öyle Kevser..Hataya düşmek için illa birilerine ihtiyacımız yok anlaşılan.Çok şükür ki Rabbimizin tevbe kapısı son ana kadar açık.
Başkalarının hayatını yaşayıp kendimizinkine arada sırada uğrar halde olunca kendimizle ilgili su-i zanları da farkedemiyoruz galiba.
Kendimizinkini yaşayıp gerektiğinde de başkalarının hayatına uğramak nasib olsun.
Senden de Allah razı olsun.