Bu yazı “Geçmişlerimize Hiçbir Faydamız Dokunmaz (Mı)?” isimli yazımızın devamı niteliğinde olacak inşaAllah.
Eskiden, vefat eden yakınlarımız için yapılan yedisi kırkı, sene-i devriyesi.. okumaları çok yaygındı. Hatta sadece okuma ile bırakılmaz bu uygulamalar yanında onlar adına hayır hasenat da yapılırdı. Vefat eden kişi adına su dağıtma, ağaç dikme, çekilen kelime-i tevhitlerin[1] sevabını hediye etme.. gibi. Şimdilerde “Bunlar bidat. Kur’an’da, Sünnette yok. Zaten ölüye Kur’an okunmaz. Kur’an sadece diriler içindir.” gibi söylemlerin yayılmasıyla bu uygulamaları yapanlar oldukça azaldı.
Evet, yedisi kırkı kavramları Kur’an’da, Sünnette yok ama iman ehli geçmişlerimiz, din kardeşlerimiz için mağfiret dileme, onların adına sadaka verme, hayır hasenat yapma, Yasin, Fatiha.. okuma kavramları var. Bu hayırları yedisine kırkına bırakmadan yapmak, bunları alışkanlık haline getirmek elbette asıl olması gerekendir. Ancak bu uygulamaların, dünya telaşesine dalmış insanoğlunun bir an durup ehli iman geçmişleri, din kardeşleri için hayır hasenat yapmasına, ölümü ve günün birinde onlar gibi kabir ehli olacağını hatırlamasına vesile olması söz konusudur. Tabi burada bahsettiğimiz, israfa kaçmadan, gösterişsiz, gerçekten Allah rızası için yapılan yediler, kırklar… uygulamaları(!)
Bir an için öldüğünü, kabir ehli olduğunu ve dünyadaki yakınlarından, din kardeşlerinden gelecek, adına yapılmış mağfiret dileme ve hayır hasenatın sevabını beklediğini düşündüğünde aslında bunların hiç de küçümsenmeyecek meseleler olduğunu anlıyor insan.
İsra suresi 64. ayete binaen anne babanın yaptığı bazı günahların evlat ve mallar üzerinde şeytan ortaklığına sebebiyet verdiğini bilince (ilgili yazı için tıklayınız) geçmişlerimizin mağfireti için yapılacak bu tarz uygulamaların önemi daha bir artıyor.
Özellikle bu açıdan ele aldığımızda, bu tarz uygulamaların bir faydası olmadığı düşüncesinin de şeytan vesvesesi ile oluştuğunu düşünüyorum. Zira iman etmiş geçmişlerimiz için yapacağımız mağfiret dileme ve hayır hasenatla evlatlar ve mallar üzerindeki şeytan ortaklığının son bulmasına vesile olunabilecek bir durum söz konusu olur. Böylece insanın, yaratıldığı islam fıtratına daha fazla yaklaşmasına da vesile olunacaktır ki elbette bu da şeytanın hiç hoşlanmayacağı bir şeydir.
Bir önceki yazının özeti mahiyetindeki aşağıdaki hadis-i şerifte, dirilerin ölülere gönderebileceği en iyi hediyelerin şeytanın hiç de hoşlanmadığı “istiğfar ve sadaka”[2] olarak bildirilmesi de dikkat çekicidir;
İbn-i Abbâs -radıyallâhu anhümâ-’dan rivâyet edildiğine göre Rasûlullah -sallâllâhu aleyhi ve sellem- şöyle buyurmuştur:
“Kabirdeki ölü, denizde boğulmak üzere olan ve dehşet içerisinde yardım isteyen kimse gibidir. Babasından, anasından, kardeşinden, samîmî ve sâdık arkadaşından bir duâ bekler. Şayet bir duâ gelecek olsa, bu onun için dünyâ ve içindekilerden daha kıymetli ve sevimli olur. Şüphesiz Allah, kabir ehline, dünyadakilerin duâsı bereketiyle dağlar misâli ecir verir. Dirilerin ölülere gönderebileceği en iyi hediye ise onlar için istiğfâr etmek ve onlar adına sadaka vermektir.” [3]
Münafikun 9-11. ayetlerde de ölen kişinin geriye dönüp hayır olarak yapmak istediği şeyin “sadaka vermek” olarak bildirilmiş olması da dikkat çekicidir.
Aynı ayetlerde ölüm gelmeden önce verilen rızıklardan infak etmemiz uyarısı da yapılmıştır. Dolayısıyla aslolan ölüm gelmeden önce kişinin bizzat kendisinin bolca hayır hasenat yapması ve istiğfar etmesidir. Ancak Kur’an ve sünnette geçen, iman ehli vefat edenlere sunulan bu ayrıcalığı kullanarak onları, kendileri için mağfiret dileme ve onlar adına sadaka gibi ikramlardan mahrum bırakmamak gerekir.
Son olarak özellikle anne babalara şunları söylemek isterim;
Efendimiz (as)’in şu hadis-i şerifi, kişi için soyun hayırlılardan oluşuyor olmasının önemini de vurgulamaktadır;
“Ben, Âdemoğulları’nın en hayırlı olanlarından, devirden devire, âileden âileye geçerek, nihâyet şu içinde bulunduğum âileden vücûda getirildim!” (Buhârî, Menâkıb, 23)
Kıymetli anne babalar diğer günahlarımız da dahil evlatlarımızın ve mallarımızın üzerinde şeytan ortaklığına sebebiyet verecek kusurlarımız, günahlarımız varsa bunları inkar etmeyerek, geç kalmadan tevbe istiğfarımızı edip affımız için çaba sarfetmemiz sonraki nesiller için de önem arzetmektedir. Ölümümüzden sonra, bizim için Allah(cc)’tan mağfiret dileyecek birileri olur mu elbet sadece Allah(cc) bilir.
Bizden sonrakiler için hayırlı soy olabilmek, tevbe istiğfarı, hayır hasenatı, geciktirmeden zamanlıca yapmak, ölümünden sonra kendisi için mağfiret dileyip hayır hasenat yapacak evlatlara, dostlara sahip olmak nasib olsun cümlesine.. Amin..
[1]Ayet ve hadislerden dinimizde sadaka kavramının çok geniş bir kavram olduğu anlaşılır. Örneğin çekilen tesbih, hamd, tehlil ve tekbirlerin dahi sadaka olduğuna dair hadisler bulunmaktadır.
[2] “Meğer Şeytan Hiç Değişmemiş ! – 1” yazısı 17.madde ve Bakara 268- 270.ayetlere bakılabilir.
[3] Deylemî, el-Firdevs bi-Me’sûri’l-Hitâb, Beyrut 1986, IV, 103/6323; Ali el-Müttakî, XV, 694/42783; XV,749/42971.
Allah razı olsun hocam,gerçekten de gözden kulaktan kaçırdığımız ne çok akledemediklerimiz var sayenizde yakalıyorum
Vesile kılana şükür Ayşenur hanım. Sizden de Allah razı olsun