Bu yazımız, “Allah’ın Gönderdiği Peygamber(s.a.s)’i Hayatımızdan Çıkarma Yetkimiz (!) Var mı?” isimli yazımızın devamı niteliğinde olacak inşaAllah.
Daha önceki yazıda, ayet-i kerimeler ışığında, Efendimiz(as)’e verilen görevleri gördük. Ayrıca O’nu hayatımızdan çıkarmanın mümkün olmadığı, hatta buna yetkimizin de olmadığı üzerinde durmuştuk.
Bu yazıda da, üzerinde polemik yapılan “ itab ayetleri ” yani Rasulullah(as)’a yapılan ilahi uyarıların bulunduğu ayetler üzerinde duracağız. Günümüzde bu ayetlerin varlığından yola çıkarak Rasulullah(as)’ı (kibir kokan söylemlerle) herhangi biriymiş göstermeye çalışanlar hatta hayatından çıkaranlar olabiliyor. Bunun mümkün olamayacağını ayetler ışığında göreceğiz inşaAllah;
İtab ayetleri, Allah(cc)’ın, bizlerden farklı olarak, insanlığa örnek olan peygamberlerini, yaptıkları birtakım davranışlarından dolayı uyardığı ayetlerdir.
Peygamberlerin “ismet” sıfatı; hatalarının tebliğ edilen mesaja zarar verecek nitelikten uzak olduğunu ve meydana gelen hata ve yanılmalarının ilâhî müdahale ile düzeltileceğinin garanti edilmesini ifade eder.[1]
Kur’an’da Efendimiz(s.a.s)’e dair geçen itab ayetleri şunlardır:
Tevbe 43: Allah senden affetti ya; doğru söyleyenler sana iyice belli olup, yalancıları bilinceye kadar beklemeden niçin onlara izin verdin?
Enfal 67: Yeryüzünde ağır bas(ıp küfrün belini iyice kır)ıncaya kadar hiçbir peygambere esirler sahibi olmak yakışmaz. Siz, geçici dünya malını istiyorsunuz, Allah ise (sizin için) ahireti istiyor. Allah daima üstün, hüküm ve hikmet sahibidir.
Abese 1-10: (Peygamber), âmânın kendisine gelmesinden ötürü yüzünü ekşitti ve çevirdi. (Resûlüm! onun halini) sana kim bildirdi! Belki o temizlenecek, yahut öğüt alacak da o öğüt ona fayda verecek. Kendini (sana) muhtaç görmeyene gelince, sen ona yöneliyorsun. Oysa ki onun temizlenip arınmasından sen sorumlu değilsin. Fakat koşarak ve (Allah’tan) korkarak sana gelenle de ilgilenmiyorsun.
Tahrim 1: Ey Peygamber! Eşlerinin rızasını gözeterek Allah’ın sana helâl kıldığı şeyi niçin kendine haram ediyorsun? Allah çok bağışlayan, çok esirgeyendir.
Ahzab 37: (Resûlüm!) Hani Allah’ın nimet verdiği, senin de kendisine iyilik ettiğin kimseye: Eşini yanında tut, Allah’tan kork! diyordun. Allah’ın açığa vuracağı şeyi, insanlardan çekinerek içinde gizliyordun. Oysa asıl korkmana lâyık olan Allah’tır….
Tevbe 113: Akraba bile olsalar, cehennem halkı oldukları belli olduktan sonra (Allah’a) ortak koşanlar için mağfiret dilemek; ne peygamberin, ne de inananların yapacağı bir iş değildir.
Peki itab (ilahi uyarı ) ayetlerinin varlığı biz ümmete ne anlatır?
1)İtab ayetleri, Kur’an’ın, inkarcıların dediği gibi Peygamber(s.a.s) tarafından yazılmayıp Allah(cc) kelamı olduğunun delillerindendir. Zira peygamber tarafından yazılmış olsaydı önderlik vasfına sahip biri olarak kendini bu ayetlerde geçen şekilde eleştirmesi insan tabiatı itibariyle beklenemez.
2 )Bu ayetlerle Hz. Peygamber(s.a.s)’e ,Hz.İsa(a.s)’ya yapıldığı gibi ilahlık atfedilmesinin de önüne geçilmiş olunmaktadır. Bu konuda bir ayet ;
De ki : Ben de ancak sizin gibi bir insanım .Bana ilahın bir tek ilah olduğu vahyediliyor. Artık O’na yönelin. O’ndan mağfiret dileyin .Ortak koşanların vay haline ! ( Fussilet 6 )
Peygamber de bir insandır. Fakat ona vahiy gelmekte ve Allah’ın dinini insanlara tebliğ edip öğretmektedir. Burada dikkat çekilmesi gereken önemli bir husus şudur;
Allah(cc) katındaki kıymetini gösteren ayetleri bir tarafa koyup, ilahi uyarıya muhatap olduğu bu ayetlerden yola çıkarak Rasulullah(s.a.s)’ı herhangi biriymiş gibi göstermeye çalışmak,(haşa) Onu, dinde devre dışı bırakmaya çalışmak ve sünnet-i seniyyelerini küçümsemek doğru değildir.
Tevbe 100.ayette şöyle buyrulur; (İslâm dinine girme hususunda) öne geçen ilk muhacirler ve ensar ile onlara güzellikle tabi olanlar var ya, işte Allah onlardan razı olmuştur, onlar da Allah’tan razı olmuşlardır. Allah onlara, içinde ebedî kalacakları, zemininden ırmaklar akan cennetler hazırlamıştır. İşte bu büyük kurtuluştur.
Kendisine “vahyin geliyor olması” dahil olmak üzere herhangi bir insanda olmayan pek çok vasfın verildiği Rasulullah(s.a.s)’dan, Allah(cc)’ın razı olduğu hatta bu ayette de görüldüğü gibi O’nun terbiyesinden geçmiş ashabından da razı olduğu ayetlerle sabittir.
Hangi birimiz Allah(cc)’ın bizden razı olduğundan emin olduğumuzu söyleyebiliriz? Sadece bu noktadan ele aldığımızda dahi Rasulullah(s.a.s)’ı herhangi biriymiş gibi göstermeye çalışmanın ve sünnet-i seniyyelerini küçümsemenin doğru olmadığı anlaşılır.
Daha önceki yazımızda da belirttiğimiz gibi; her devirde bize dini öğretmekle görevli olan Rasulullah(s.a.s)dır. Özellikle farzları, Rasululla(s.a.s)’ın gösterdiği şeklin dışında yapmaya çalışmak, sünnetlerini “ bu sünnettir yapmaya gerek yok vb. ” söylemlerle küçümsemek, kendimizi dine, onun öğretmenine uydurmak yerine ,(haşa) dini ve onun öğretmenini kendimize uydurmaya çalışmaktır.
Burada Hakka Suresi 44-47.ayetlerin üzerinde de durmak gerekir;
Hakka Suresi 38-52.ayetler:
38,39:Görebildikleriniz ve göremedikleriniz üzerine yemin ederim ki,
40.Şüphesiz o (Kur’an), kerîm bir Rasulün (Allah’dan) getirdiği sözdür.
41.O bir şair sözü değildir. Ne de az inanıyorsunuz!
42.O bir kâhin sözü de değildir. Ne de az düşünüyorsunuz!
43.O, âlemlerin Rabbi tarafından indirilmiştir.
44.Eğer peygamber bize atfen bazı sözler uydurmuş olsaydı,
45.Elbette onu kıskıvrak yakalardık.
46.Sonra onun can damarını koparırdık.
47.Hiçbiriniz buna mâni olamazdınız.
48. Doğrusu Kur’an, takvâ sahipleri için bir öğüttür.
49.İçinizde onu yalan sayanlar bulunduğunu şüphesiz bilmekteyiz.
50.Muhakkak o, kâfirler için de derin bir pişmanlık sebebidir.
51.O, gerçekten kesin bilginin kendisidir.
52. Şu halde yüce rabbinin adını noksanlıklardan tenzih et!
Rasulullah(s.a.s)’a şair, kahin vb. benzetmeleri yapanlara cevap mahiyetindeki bu ayetlerde, özellikle 44-47.ayetler arasındaki ifadeler üzerinde durulur. İbn Kesir, tefsirinde bu bölüm için şu açıklamayı yapar:
“ Muhammed(s.a.s) onların iddia ettikleri gibi, bazı sözler uydurup Bize atfetseydi veya risalete birşeyler ekleyip eksiltseydi veya kendiliğinden söylediği şeyi Bize nispet etseydi – ki böyle bir şey yoktur – onu çabucak cezalandırırdık. Aksine o, doğru sözlü iyi ve doğru yolda olan birisidir. Allah (azze ve celle), onun Allah’tan tebliğ ettiği şeylerin doğruluğunu kararlaştırmış, göz alıcı mucizeler ve kesin delillerle onu desteklemiştir.”[2]
Bu ayetlerde hakkında uyarı yapılan hallerin Rasulullah(s.a.s)’dan sadır olmadığı ve vahyin korunduğu net bir şekilde bilinmektedir. Peki biz Müslümanlar bu ayetlerden ne anlamalıyız?
Bu ayetler, biz Müslümanlara, Kur’an’a yaklaşımımızda hassas davranmamız gerektiğini göstermektedir. Zira, Kur’an’ın aslı olan arapça metnini[3], dini öğretmekle vazifelendirilmiş Allah Rasulü(s.a.s)’nü devre dışı bırakarak yapılacak her bir yorum, Allah(cc)’a atfedilecek birer uydurma söz olacaktır.
[1] Konu ile ilgili daha geniş bilgi için; Doç.Dr.Bayram Çınar; “Peygamber Zellelerinin Kulluktaki Bilgi Değeri” makalesi;siyerdergisi.com
[2] İbn Kesir.Hadislerle Kur’an’ı Kerim Tefsiri(Çeviren; Bekir Karlığa, Bedrettin Çetiner) c.14 s.8096, Çağrı Yay.,İstanbul 1993
[3] Rad suresi 37: “Ve işte Biz onu(Kur’an’ı) arapça bir hüküm(hukmen arabiyya) olarak indirdik…” ayeti, hükmün ancak arapça metinden çıkarılabileceğinin delilidir. Ayrıca meal(Kur’an tercümesi) üzerinden hüküm çıkarılamayacağının bir delili de mealler arası görülen farklılıklardır.
İman edip Salih amel işleyenlerden olabilme (Efendimize, rehberimize, önderimize (s.a.v.) uyabilme) duasıyla… Elinize sağlık
Amin..Allah razı olsun.